Arabayı yıkatınca yağmur yağması

Bunun bilimsel bir açıklaması yok ama toplumsal hafızamızda çok net bir kural var: Arabanı ne kadar özenle yıkatırsan, atmosfer bunu kişisel algılıyor.
Araba yıkamacıdan çıkarsın. Lastikler parlıyor, torpido mis gibi kokuyor.

Sen de direksiyona geçip "İşte medeniyet..." dersin. Tam o anda gökyüzü, beş aydır sakladığı bütün bulutları acil toplantıya çağırır. İşin en ilginç tarafı, hava durumu uygulaması da seni kandırır.

Sabah baktığında güneş emojisi vardır. Arabayı yıkattıktan sonra bir bakarsın, uygulama sessizce fikrini değiştirmiş. "Öğleden sonra yerel sağanak bekleniyor."

Yerel dedikleri de sadece senin bulunduğun sokaktır. Bir de o ilk damla vardır. Koskoca şehir kupkuru, yağmur sadece senin ön camına düşer. Silecek çalıştırmaya kıyamazsın.

"Belki devamı gelmez" dersin. Beş saniye sonra Nuh Tufanı'nın fragmanı başlar. En acısı da şudur: Arabayı üç aydır yıkatmazsın, tek damla yağmur düşmez.

Tozdan rengi değişir, kuşlar bile "Buna dokunmayalım" der. Ama sen "Bugün bir yıkatayım" dediğin gün meteoroloji, mevsim normallerinin dışına çıkmaya karar verir.

Çevrede mutlaka bir bilge çıkar: "Ben sana demiştim, yağmur yağacak diye". Kendisi bunu yağmur başladıktan sonra söylemiştir. Hatta bir adım ileri gidip, "Ben arabayı yazın bile yıkatmam" diyerek sanki iklimi kendisi yönetiyormuş gibi konuşur.

Bir de yağmur bittikten sonraki görüntü... Araba artık ne temizdir ne kirli. Üzerinde soyut sanat çalışması gibi çamur desenleri oluşmuştur. Özellikle yan kapılardaki lekeler, sanki biri fırçayla efekt vermiş gibidir.

Yıkamacıya geri dönsen utanırsın, dönmesen her gördüğünde moralin bozulur. Belki de evren bize küçük bir ders vermeye çalışıyordur: