Beklenti gerçekliği yaratır. Bu bakımdan yerleşik iktisadi anlayışın arka planda en çok ilgilendiği konu beklentileri yönlendirmektir. Bu bakımdan neoliberal anlayışı benimseyenlerin en çok başvurduğu yaklaşım da neoliberal öğretiler dışında başka bir alternatifin olmadığına karar alıcıları ikna etmeye çalışmaktır.
Bu yaklaşımın en önemli uygulayıcılarından birisi 1979-1990 yılları arasında İngiltere Başbakanlığı yapan Margaret Thatcher'dır. Liberal kapitalizmin yılmaz savunucusu olan Thatcher'ın söylemleri de muhataplarını "başka bir alternatif olmadığına" ikna etmek üzerine kuruludur. Kendisi ile özdeşleşen kavram ise TINA'dır. TINA, İngilizcede "There Is No Alternative" yani "başka bir alternatif yok" cümlesindeki kelimelerin baş harflerinden oluşur. Thatcher 1970'lerin İngiltere'sindeki yüksek enflasyon, ekonomik durgunluk ve yüksek işsizlik ile mücadele sürecinde uyguladığı sert politikaları eleştirenlere karşı hemen hemen her konuşmasında şu cümleyi kullanıyordu: "İnsanların kabul ettiği gibi, gerçekten başka bir alternatif yok." Oysa bu insanların kendi istekleri ile kabul ettiği bir şeyden daha ziyade kendilerine dayatılan bir anlayıştır. Hatta bu konuda baskı o kadar yüksektir ki insanlar aksini iddia edemeyecek kadar sinmiş ve Thathcer'ın politikaları altında ezilirken neredeyse sessiz kalmışlardır. Hatta bilim dünyası da zaten oldukça ütopik kabullenmeler üzerine kurulu iktisat bilimini de tamamen bu anlayışın etrafında şekillendirmişlerdir.
Tıp literatüründe "nosebo etkisi", plasebo etkisinin karanlık ikizi olarak tanımlanır ve esasen plasebo etkisindeki olumlamanın tersine bir örnek oluşturur. Nosebo etkisi British Medical Journal'ın 1995 yılında yayınlanan bir sayısındaki makalede gerçek bir olaydan hareketle ortaya çıkmıştır. Güvenlik botunu delerek ayağına saplanan 15 santimetrelik bir çivinin ardından hastaneye kaldırılan bir inşaat işçisi adam acıdan kıvranıyor, hareket edemiyor ve yüksek dozda güçlü ağrı kesicilere ihtiyaç duyuyor. Oysa doktorlar botu dikkatlice işçinin ayağından çıkardıklarında aslında çivinin işçinin parmaklarının arasından geçerek sadece botu delip geçtiğini ve deriye bile temas etmediğini görüyorlar. Oysa ayağında tek bir çizik bile olmayan işçinin beyni ayağına "çivi battı" görüntüsüne inandığı için gerçek fiziksel acı sinyalleri üretiyor. Tıpkı bir ilacın zararlı olduğuna inanan birisinin nesnel hiçbir biyokimyasal gerekçe olmaksızın zarar görmesi gibi.
Bu iki örneği soracağım şu sorunun cevabını aramak için verdim: Peki toplum kendisine dayatılan ekonomik dogmaların kaçınılmazlığına inandığında ne olur

27