Uzun bir süreden bu yana devam eden dezenflasyon programında artık sabırların zorlanmaya başladığı noktaya doğru geliyoruz. Bunun nedeni yüksek faiz ve finansal olarak sıkı koşullara rağmen enflasyonun bir türlü istenilen yere düşmemesi ve hatta dezenflasyonun yavaşlamasına ek olarak enflasyon beklentilerinin yeniden yönünü yukarı çevirmesi.
Her ne kadar bu yılın son Enflasyon Raporu sunumunda "enflasyon beklentilerindeki gerileme kesintiye uğradı" ifadesi kullanılsa da son 2 aydır 12 ay ve 24 ay sonrası TÜFE beklentisi kısmi de olsa artmaya başlamış görünüyor. Yani tüm seriyi bir grafik olarak gözünüzün önüne getirirseniz beklentiler yönünü yukarı çevirmiş durumda. Elbette bu istenen bir durum değil ve böylesi bir dönemde sadece teknik bir veri olarak değil aynı zamanda algısal olarak da kritik öneme sahip.
Peki bu konu neden bu kadar önemli Enflasyonun düşeceğine ilişkin beklentiler ve TL varlıkların getirileri esasen tasarruf sahiplerinin hangi finansal enstrümanlara yöneleceğini belirleyen temel unsurlar. Elbette bir de fiziki altın ve yastık altı döviz gibi kronik alışkanlıklar da var. Dönem dönem beklentilerdeki bozulma ve TL varlıkların reel getirisi gibi konular nedeni ile yüksek döviz ve altın talebi ile karşı karşıya kaldığımız gerçeğini de göz önüne alırsak bazı konuları dikkatle yönetmemiz gerektiğini daha iyi anlarız.
Yani eğer TL varlıklara ilişkin süreçleri dengeli ve net yönetemezsek Türkiye'de her zaman yüksek döviz talebi riski ve fiziki altın iştahının kabarması ihtimali var. Bu riskleri proaktif bir şekilde minimize edebilmek için de belirsizlikleri ortadan kaldırmak en iyi çözüm.
Son dönemde tasarruf sahiplerinin önemli bir kısmı hem getirileri hem de görece daha likit olması nedeni ile fonlara ilgi duymaya başladı. Yatırım, hisse senedi, para piyasası, katılım, kıymetli madenler ve benzeri fonlara ciddi para girişleri gerçekleşti. Bu nakit girişleri hem tasarruf sahiplerinin TL'de kalmasını sağladı hem de finansman ihtiyacı olan şirketlerin banka kredisi yerine sermaye piyasalarından daha ucuz finansman bulmalarına olanak tanıdı. Ayrıca bu gelişmeler tasarrufların talebe dönüşme oranlarını da düşürdü.
Söz konusu fonların büyüklüğü 8 trilyon TL'ye çıkarken fonlardaki yatırımcı sayısı da 6 milyonu geçti. Ancak yakın tarihte Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'ten gelen "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız. Manipülasyonla mücadelenin dozunu, kayıt dışı ile mücadelenin dozunun üzerine çıkaracağız" açıklamasının ardından sermaye piyasaları hareketlendi ve fonlardan önemli seviyede çıkışlar başladı. Tam da bu dönemde fonu olan bir bankanın üst yönetimi başkaca bir suç iddiası ile tutuklanınca bu bankanın yönettiği fondan çıkanların takas işlemlerinin gerçekleşememesi gibi sermaye piyasaları için son derece olumsuz bir durum oluştu. Her ne kadar bazı tedbir ve müdahalelerle durum kontrol altına alınsa da bu olumsuz görüntüden bazı diğer fonlar da etkilendiler.

4