Merkez bankacılığında sözün gücü ve beklentiler

Köşe yazılarımı yakından takip edenlerin hatırlayacağı üzere merkez bankacılığının yalnızca faiz kararından ibaret olmadığını, iletişimin kendisinin bir politika aracına dönüştüğünü, yazılı ve sözlü iletişimin bazen uygulamadan daha güçlü sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyorum. Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın, Uluslararası Ödemeler Bankası nezdinde yaptığı "Parçalanmış Bir Dünyada Para Politikası" başlıklı sunumu/konuşması benim de uzun süredir vurguladığım görüşü doğrulayan sonuçlar içeriyor.


Karahan'ın konuşmasının içeriği kabaca şu şekilde: Küresel ekonomi parçalandıkça ve jeopolitik risk unsurları çoğaldıkça enflasyon sinyalleri bulanıklaşıyor. Sinyal bulanıklaştıkça da merkez bankasının sözlü, yazılı ve görsel yönlendirmeler dikkat çekmesi, mesajını doğru kanaldan iletmesi daha da önemli hale geliyor.


Bu konu ile ilgili TCMB'nin bir çalışması hakkında Karahan bazı bilgiler paylaşmış. TCMB, aynı politika mesajını firmalara metin, fotoğraflı metin, video ve video-metin kombinasyonu gibi farklı formatlarda ulaştırmış. Sonuç açık ve öğretici: Video temelli iletişim hem enflasyon hem kur beklentilerinde en belirgin iyileşmeyi sağlamış, bankaya duyulan güveni de en fazla artıran format olmuş. Buna ilaveten, 2025 yılında yedi ilde gerçekleştirilen sanayi ve ticaret odaları ziyaretlerinin, katılımcı firmaların TÜFE ve ÜFE beklentilerini sırasıyla yaklaşık 1 ve 1,2 puan aşağı çektiği ortaya konmuş. Yani yüz yüze temas ekranın veremeyeceği bir ikna gücü taşıyor.


Sanıyorum son dönemde Merkez Bankası'nın iletişime daha fazla önem vermesinde bu bulgular etkili olmuş. Elbette vatandaşların, reel sektörün ve piyasa profesyonellerinin enflasyonun düşeceğine ikna olması yani "çıpalama" son derece etkin bir yöntem. Ancak Merkez Bankası'nın tahminlerinin ve ara hedeflerinin sebebi her ne olursa olsun tutmaması ya da sürekli yukarı yönlü güncellenmesi de belirgin bir şekilde kredibilite kaybına neden oluyor.


Böyle bir durum zaman içerisinde bankanın iletişim yöntemlerinin etkinliğine ve inandırıcılığına zarar verecek sonuçlar doğuruyor. Açıkçası bu oldukça sıkıntılı bir durum zira uzun süreden bu yana devam eden yüksek faiz ve makroihtiyati tedbirler ile sürdürülen sıkılaştırma adımlarının hanehalkı ve reel sektör üzerindeki yan etkileri bir süredir tepkileri de beraberinde getirirken, Merkez Bankası'nın bir şekilde inandırıcılığını kaybetmesi riski dezenflasyon programı nedeni ile elde edilen getirilere de zarar verebilir.