Küresel siyasal sistemdeki sistemik krizlerin etkileri gün geçtikçe her alanda daha fazla hissediliyor. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan; insanı, adaleti ve adil dağılımı yok sayan küresel finansal sistem, bu sistemin regülatörü olan ABD ve ABD'nin para birimi olan Dolar'ın geleceği konusu artık her zamankinden daha fazla tartışılıyor. Elbette bu finansal hegemonyanın yarın sabah sonlanmasını beklemiyoruz. Ancak geldiğimiz noktada egemen anglo-sakson finansal yapıların ve sistematiğin her zamankinden daha fazla sorgulanıyor olmasını da bir ilerleme olarak görüyor olmamızı da kimse yadırgayamaz.
Özellikle 2000'li yılların başından itibaren yükselen Doğu'nun üretim, teknoloji, inovasyon ve yazılımda kat ettiği mesafe ile son birkaç yüzyılda Batı ile açılan mesafeyi hızla kapatıyor olması ve hatta bazı konularda Batı'yı geçmesi, dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin hızla Batı'dan Doğu'ya doğru hareket ettiği şeklinde yorumlanıyor. Açıkçası algılanan bu gerçeği destekleyen ampirik çalışmalar da batılı finansal kurumların raporlarında yer alarak, gözle görülen bu gerçeğin artık sümen altı edilemeyeceğine işaret ediyor.
İşte böyle bir geçiş döneminde zaten coğrafi olarak sıklet merkezi olan Türkiye bu defa siyasi, ekonomik ve insani olarak da "sıklet merkezi" haline gelerek tarihin şekillenmesinde başat aktörlerden birisi oluyor. Türkiye bir yandan Suriye sorununun çözümü için sabırla gayret sarf ederken diğer yandan Birleşmiş Milletler'in yapısını sorgulatıyor, Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yaparken Somali ile Etiyopya'yı barıştırıp Afrika Boynuzu'ndaki krizi çözüyor. Tüm siyasi ve ekonomik maliyetine rağmen sığınmacılara kapısını sonuna kadar açarken Gazze'nin sesi olup Balkanlarda çatışmasızlığın garantörü olabiliyor.
Dahası; bir yandan Doğu ile Batı arasında ticaret merkezi olma yolunda ilerlerken enerjide yaptığı iş birlikleri ile hinterlandına nefes aldırıyor. Irak ile "Kalkınma Yolu" üzerinden Basra Körfezi'ne bağlanırken özgürlüğüne kavuşmasına gönül verdiği Karabağ üzerinden "Yeniden Asya" ile buluşuyor.

132