Ekonomi yönetimi enflasyonu düşürebilmek için kararlılıkla dezenflasyon programını uygulamaya devam ediyor. Bu programın en önemli sac ayaklarından bir tanesi olarak politika faizi uygulanırken makroihtiyati tedbir setinin bir parça olarak da kredi kısıtlamaları uygulanıyor. Bu kredi kısıtlamaların dozu ise kredi arzıtalebindeki gelişmelere göre gözden geçirilerek güncelleniyor.
Merkez Bankası, kredi büyümesi ve kompozisyonunu son olarak 4 Ocak'ta aşağıdaki gibi güncelledi;
Döviz cinsinden ticari krediler için 1,5 olan aylık büyüme sınırı 1'e indirildi.
Türk Lirası ticari kredilerde 2 olan aylık büyüme sınırı da farklılaştırılarak;
KOBİ kredileri için 2,5
Diğer ticari krediler (yani büyük işletmeler) için 1,5'e çekildi.
Böylesi bir kredi sıkılaştırmasının zaten zor olan krediye erişimi daha da zorlaştırdığı ve politika faizindeki indirimlerin kredi maliyetlerine yansıma oranını düşürdüğü ve geciktirdiği aşikâr. Kredi piyasasındaki bu iklimin göz ardı edilemeyecek bir süre daha devam edeceğini enflasyon gelişmeleri ve beklentilere bakarak rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu bakımdan belirli büyüklükteki işletmelerin artık konvansiyonel bankacılık enstrümanlarının yanına sermaye piyasası araçlarını eklemesi artık bir tercih değil zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Elbette eski alışkanlıklar ve bankaların görece hızlı hareket edebilmesi gibi konular halen finansmana erişim tercihinde bankaları ilk sıraya koyuyor. Ancak makroekonomide belirsizlikler, kredi büyümesine yönelik kısıtlayıcı regülasyonlar ve giderek artan maliyetler bankaları artık ideal çözüm ortağı olmaktan uzaklaştırıyor. İşte bu noktada sermaye piyasaları, KOBİ dışı şirketler için önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Sermaye piyasalarının, bankacılık sistemine kıyasla daha uzun ve yüksek tutarlı finansman imkanları sunabildiği bir gerçek. Şirketler sermaye piyasaları aracılığıyla; maliyet avantajı, kaynak çeşitlendirme, uzun vadeli finansman ve kurumsal yatırımcıların ilgisini çekme gibi avantajlardan faydalanabilirler.
Dahası kurumsal yatırımcı portföyü de gün geçtikçe büyüyor. Ancak bu portföyler yüksek bir yatırım talebi oluştursalar bile özel sektör borçlanma araçları aynı oranda arz sunamıyor. Özel sektör borçlanma araçlarının kurumsal yatırımcı portföyünden aldığı pay sadece 7 gibi oldukça düşük bir oranda. Diğer bir ifade ile işletmeler sermaye piyasası araçlarını kullanarak kurumsal yatırımcı portföyündeki 5,8 trilyon TL'nin sadece 436 milyar TL'sine ulaşabilmişler. Yani finansmana ihtiyaç duyan işletmeler böylesi büyük bir pastadan çok küçük pay alabilmişler. Böylesi büyük bir pastadan pay alabilmek için tahvil ihracı, varlığa veya ipoteğe dayalı menkul kıymet (VİDMK) ve kira sertifikası gibi enstrümanları tesis etmek gerekiyor.

108