El alem ekmeğini taştan çıkarıp, nice krizleri fırsata çevirirken, Fenerbahçe'nin Kasımpaşa maçındaki son icraatı "fırsatı krize çevirmek" değil de nedir Allah aşkına! Bir büyük fırsat ancak bu kadar hissedilmez ve ancak bu kadar krize çevrilebilirdi hakikaten...
Oğlum Kerem 5-6 yıl aradan sonra Kadıköy'e maça gitti. Orucunu sucuk ekmekle açtı, maçı beklemeye başladı. Devre bitti, aradım, hiç keyfi yoktu...
"İlk yarı çok kötüydük, toparlanmamız lazım. Beş yıl sonra maça geldim, tatsız bir gün olmasın" dedi.
Oyuna kim girmeli, kim çıkmalı fikir alışverişinde bulunduk. Fenerbahçe'nin biraz kendine gelmesi halinde maçı rahatlıkla kazanabileceği konusunda görüş birliğine vararak telefonu kapattık.
Fakat ikinci yarıya adeta bıraktığı yerden başladı Tedesco'nun öğrencileri. Maç gayet keyifsiz, gergin ve stresliydi. Fenerbahçe'nin oyununda atak sürekliliği, agresiflik, yoğunluk, baskı, beceri, kalite hiçbiri yoktu.
Değişiklikler işe yaramıyor, maç adeta bağıra bağıra gidiyordu. Asensio 90+5'te golünü atınca Kerem'in tribünde yaşadığı mutluluğu düşündüm. Ancak, malumunuz sonrası kabus, sonrası felaket senaryosuydu. Büyük bir fırsat resmen krize çevrildi. Yaşanan hayal kırıklığının ve üzüntünün boyutları çok büyüktü...
Kerem 23.30 gibi eve geldi. Teselli etmeye çalıştık ama çok dertliydi:
"Bu maçı hayatım boyunca unutmayacağım. 10-0 yenilseydik bu kadar üzülmezdim belki de. Asensio golü atınca tribünde inanılmaz bir mutluluk oluştu. Hemen yanımda 25-26 yaşlarında iki abla vardı. Golden sonra hep birlikte bir iki basamak aşağıya düştük! Kızlardan biri hem ağlıyor hem gülüyordu. Golün sevinciyle gülüyor, düşmenin acısıyla ağlıyordu herhalde. Ama iki dakika sonra yedik golü! Gözlerime inanamadım, gerçek olamaz diye düşündüm. Kazansaydık unutulmaz bir maç olacaktı benim için. Şimdi istesem de unutamayacağım bir maç oldu."

14