Yeni Parti'nin turnusol kâğıdı: Milli Dış Politika

Siyasal partiler; seçmen nezdinde devlet anlayışları, dış politika vizyonları ve milli çıkarlar karşısındaki refleksleriyle değerlendirilir. Bu nedenle bir siyasi hareketin "yeni" olduğunu iddia edebilmesi için, öncelikle kurucu kadrolarının geçmişte benimsediği politikalarla hesaplaşması ve kamuoyuna yeni bir paradigma sunması gerekir.

Aksi halde değişen sadece tabela olur; zihniyet ise aynı kalır.

Özgür Özel siyasetinin dış politika pratiği, son yıllarda en fazla tartışılan başlıklardan biri olmuştur. Özellikle Türkiye'nin güvenlik eksenli dış politika tercihleri karşısında sergilenen mesafeli tutum, Batı merkezli söylemlerin belirginleşmesi ve uluslararası platformlarda devleti hedef alan açıklamalar, "milli dış politika refleksinden uzaklaşma" eleştirilerini beraberinde getirmiştir.

Bugün aynı kadroların "Yeni Parti" adıyla siyaset sahnesine çıkması ise şu soruyu gündeme getirmektedir: Gerçekten yeni olan nedir

1. BATI MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA TERCİHİ VE ULUSLARARASI PLATFORMLARDA TÜRKİYE'Yİ TARTIŞTIRAN SÖYLEM

Türkiye son yıllarda çok kutuplu uluslararası sistemde Batı ile ilişkilerini sürdürürken aynı zamanda Türk dünyası, Asya, Afrika, Orta Doğu ve Rusya ile dengeli ilişkiler kurmaya çalışan çok boyutlu bir diplomasi yürütmektedir. Buna karşılık Özgür Özel ve arkadaşlarının Avrupa Birliği ve Batı eksenini önceliklendiren yaklaşımı, Türkiye'nin stratejik manevra alanını daraltabilecek bir perspektif olarak değerlendirilmiştir.

Özellikle uluslararası medya kuruluşlarında yayımlanan değerlendirmeler ve NATO Zirvesi öncesinde verilen mesajlar, Türkiye'nin uluslararası pazarlık gücünü zayıflatabilecek ve iç siyasi tartışmaları dış aktörlerin gündemine taşıyabilecek bir tutum olarak eleştirilmiştir.

2. SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR VE TERÖRLE MÜCADELEDE MESAFELİ YAKLAŞIM

Sınır ötesi askeri tezkereler konusunda sergilenen ihtiyatlı tutum da kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur. Demokratik sistemlerde elbette her tezkerenin kapsamı ve hukuki zemini tartışılabilir. Ancak Türkiye'nin uzun yıllardır terörle mücadele ettiği ve sınırlarının hemen ötesinde ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bulunduğu dikkate alındığında, kullanılan siyasi dilin devletin caydırıcılığı üzerindeki etkisi de önem taşımaktadır.

Muhalefetin denetim görevi ile milli güvenlik konularında ortak devlet refleksi arasında kurulacak denge, dış politika açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu dengeyi zedeleyen her söylem ise kamuoyunda "devlet politikasıyla uyumsuzluk" eleştirilerine neden olmaktadır.

3. ORTADOĞU POLİTİKALARINDA STRATEJİK GERÇEKLİKTEN UZAK YAKLAŞIM

Gazze'de yaşanan katliam, İsrail-İran gerilimi ve ABD'nin bölgesel politikaları konusunda hükümete yöneltilen eleştirilerde zaman zaman Türkiye'nin diplomatik hareket alanını zorlayabilecek daha sert bir çizgi önerilmiştir.

Oysa dış politika birçok durumda yüksek sesle konuşmak değildir. Güç dengeleri, ekonomik maliyetler, diplomatik kanallar ve güvenlik hesapları birlikte değerlendirilmek zorundadır. Uluslararası ilişkiler literatürü göstermektedir ki, sert söylem her zaman güçlü dış politika anlamına gelmez. Bu nedenle popülist çıkışlarla devlet diplomasisini birbirinden ayırabilmek büyük önem taşımaktadır.

4. ULUSLARARASI SOSYALİST YAPILARDA TÜRKİYE ALEYHİNE MESAJLAR

Özgür Özel döneminde Sosyalist Enternasyonal ve Avrupa Sosyalist Partisi gibi uluslararası yapılarla kurulan yoğun ilişkiler ve beraberinde gelen Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs gibi Türkiye açısından milli güvenlik niteliği taşıyan konularda Türkiye'nin tezleriyle çelişen açıklamalar, kamuoyunda soru işaretleri doğurmuştur.