Yeni ekonomik düzen ve Türkiye'nin jeoekonomik avantajları

Küresel ekonomi 2026'ya doğru ilerlerken, dünya yalnızca risklerin değil aynı zamanda fırsatların da yeniden dağıldığı bir döneme sahne oluyor. Para politikalarından jeopolitiğe, tedarik zincirlerinden dijital dönüşüme kadar birçok alanda yaşanan yapısal değişim, Türkiye gibi stratejik konuma sahip ülkeler için önemli imkânlar barındırıyor. Bu çalkantılı küresel ortamda Türkiye'nin kaderi, pasif bir şekilde dış koşullara maruz kalmaktan ziyade, bu dönüşümü ne ölçüde lehine çevirebildiğine bağlı olacak.

ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faizleri uzun süre yüksek tutma eğilimi, küresel finansal koşulları sıkılaştırsa da Türkiye açısından bu dönem aynı zamanda daha rasyonel ve öngörülebilir politikaların ödüllendirileceği bir süreci işaret ediyor. Küresel sermaye, yalnızca yüksek getiri değil; aynı zamanda istikrar, şeffaflık ve reform iradesi arıyor. Bu çerçevede Türkiye'nin uyguladığı ortodoks para politikaları, risk priminin zaman içinde düşmesine ve finansmana erişimin daha sağlıklı bir zemine oturmasına katkı sağlayabilir.

KIRILGANLIKTAN STRATEJİK AKTÖRLÜĞE

Küresel büyümenin yavaşladığı bir ortamda, Avrupa ve Çin kaynaklı talep daralması kısa vadede ihracat üzerinde baskı yaratsa da Türkiye'nin ihracat yapısındaki çeşitlenme bu etkiyi sınırlayabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya pazarlarında artan ticari entegrasyon, Türkiye'ye geleneksel pazarlara olan bağımlılığını azaltma imkânı sunuyor. Ayrıca iç talep, kontrollü bir şekilde yönetildiği sürece büyümenin destekleyici unsurlarından biri olmaya devam edebilir.

Enerji jeopolitiğinde yaşanan dönüşüm ise Türkiye için yalnızca bir risk alanı değil, aynı zamanda stratejik bir fırsat barındırıyor. Enerji fiyatlarındaki oynaklık, enerji verimliliği yatırımlarını ve yenilenebilir enerji projelerini daha cazip hale getiriyor. Türkiye'nin son yıllarda yenilenebilir enerji kapasitesinde kaydettiği ilerleme, orta vadede cari açığın azaltılmasına ve enerji bağımlılığının sınırlanmasına katkı sağlayabilir. Enerji koridoru olma potansiyeli de Türkiye'nin jeoekonomik değerini artıran bir unsur olmaya devam ediyor.

KRİZLER ÇAĞI TÜRKİYE İÇİN NEDEN BİR FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bu dönemde, "friend-shoring" eğilimi Türkiye için belki de son yılların en önemli fırsat penceresini açıyor. Avrupa'ya coğrafi yakınlık, gelişmiş lojistik altyapı ve güçlü sanayi kapasitesi, Türkiye'yi doğal bir üretim ve tedarik merkezi haline getiriyor. Hukuki güvenin ve makroekonomik istikrarın güçlenmesiyle birlikte, doğrudan yabancı yatırımların artması şaşırtıcı olmayacaktır.