Suriye'de yeni dönemin en önemli meselesi, devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesidir. Şüphesiz kalıcı barış, silahların susmasından daha fazlasını gerektirir. Güvenlik kurumlarının meşruiyet kazanmasını, ekonomik hayatın canlanmasını ve farklı toplumsal kesimlerin ortak bir siyasal gelecek tasavvurunda buluşmasını zorunlu kılar.
Türkiye'nin yaklaşımı, tam da bu nedenle, dar anlamda bir sınır güvenliği politikasının ötesine geçmektedir. Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğünü, terörle mücadeleyi, kapsayıcı siyasi geçişi ve yeniden inşayı birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, birbirini tamamlayan bir stratejik bütünlük içinde değerlendirmektedir.
ANKARA'NIN BARIŞ STRATEJİSİ SURİYE'DE KARŞILIK BULUYOR
Türkiye'nin terörle mücadelede sahada ortaya koyduğu kapasite, Suriye'nin geleceğine ilişkin diplomatik denklemi de değiştiren bir unsur olmuştur. Güvenlik tehdidinin sınır hattında kalıcı bir istikrarsızlık üretmesine izin vermeyen bu yaklaşım, aynı zamanda Suriye'nin devlet kurumları etrafında yeniden bütünleşmesi için daha elverişli bir zemin oluşturmuştur. Buradaki stratejik hedef, devlet dışı silahlı yapıların yerine meşru, merkezi ve kapsayıcı kurumların geçmesidir.
Türkiye'nin 2026 başındaki ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasına verdiği destek de bu anlayışın diplomatik karşılığıdır.
Bu çerçevede SDG'nin askeri, güvenlik ve idari yapılarının Suriye devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin tamamlandığının açıklanması, basit askeri bir düzenleme olarak okunmamalıdır. Bu gelişme, ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğü bakımından tarihi bir dönüm noktasıdır.
Silahın ayrı bir siyasi iktidar aracı olmaktan çıkarılıp devletin meşru güvenlik mimarisine dahil edilmesi, çatışma sonrası devlet inşasının temel koşullarından biridir. Bununla birlikte entegrasyonun kalıcı başarıya dönüşmesi; hukukun üstünlüğü, eşit vatandaşlık, yerel toplulukların hakları ve kurumlara duyulan güvenin güçlendirilmesiyle mümkün olacaktır.
BARIŞIN VE İSTİKRARIN EKONOMİK BOYUTU
Suriye'de normalleşme, savaşın tahrip ettiği altyapının, kamu hizmetlerinin, üretim kapasitesinin ve toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin Suriye ile güvenlik, ticaret, enerji ve ulaştırma alanlarında iş birliğini geliştirme iradesi, barışın ekonomik temellerini güçlendiren bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Yeniden yapılanma, aynı zamanda bölgesel ekonomik entegrasyonun, sınır ticaretinin ve karşılıklı bağımlılığın artmasına da zemin hazırlayabilir.
Ancak gerçekçi bir diplomasi, başarıyı ilan etmekle yetinmez; sürdürülebilirliği de gözetir. Suriye'de insani ihtiyaçların hâlâ çok yüksek olması, ekonomik toparlanmanın ve kurumsal dönüşümün uzun soluklu bir çaba gerektirdiğini göstermektedir. Bu nedenle Türkiye'nin katkısı, kapasite geliştirme, afet yönetimi, kamu hizmetleri ve ekonomik kalkınma alanlarında da somutlaşmalıdır.
Türkiye'nin 2026 Haziran'ında Suriye ile afet ve acil durum yönetimi alanında iş birliği protokolü imzalaması, bu çok boyutlu yaklaşımın dikkat çekici örneklerinden biridir.

3