Türkiye için Ege'de stratejik önermeler - II

Ege Denizi'nde Türkiye'nin uzun vadeli stratejik çıkarlarını korumak, denizlerdeki varlığını güçlendiren bütüncül bir devlet politikasıyla mümkündür. Bu çerçevede Salı günü köşemizde ilk önermemizde ele aldığımız stratejik deniz platformları ve yapay ada projeleri, Türkiye'nin kıyı altyapısını geliştirmek, bilimsel araştırma kapasitesini artırmak, deniz güvenliğini desteklemek ve ekonomik faaliyetlerini çeşitlendirmek bakımından değerlendirilmesi gereken önemli seçeneklerdir.

Elbette bu tür projelerin başarısı; uluslararası deniz hukuku, teknik fizibilite, çevresel sürdürülebilirlik ve bölgesel dengeler gözetilerek planlanmasına bağlıdır. Temel amaç, Ege'de gerilimi tırmandırmak değil, Türkiye'nin hukuken sahip olduğu hakları ve meşru çıkarlarını uzun vadeli yatırımlarla desteklemektir.

Denizlerde kalıcı bir varlık oluşturmak, fiziki altyapı inşa etmekle sınırlı değildir. Deniz alanlarını tanımak, ekosistemleri korumak, balıkçılık kaynaklarını sürdürülebilir biçimde yönetmek ve bilimsel verilerle desteklenen bir deniz politikası geliştirmek de en az altyapı yatırımları kadar önemlidir.

Bu nedenle ilk önermemizi tamamlayan ikinci stratejik yaklaşım, deniz millî parkları ve koruma alanları aracılığıyla Türkiye'nin bilimsel, ekolojik ve yönetsel kapasitesini güçlendirmektir. Böylece Türkiye, Ege'deki varlığını; çevre yönetimi, bilimsel araştırma, sürdürülebilir ekonomi ve uluslararası hukuka dayalı bir perspektifle de destekleyebilir.

İKİNCİ ÖNERME: DENİZ MİLLÎ PARKLARIYLA HUKUKİ VE EKOLOJİK VARLIĞI GÜÇLENDİRMEK

Türkiye'nin değerlendirmesi gereken ikinci stratejik araç, deniz millî parklarının ve koruma alanlarının bilimsel temelde geliştirilmesidir. Deniz ekosistemlerinin korunması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi, balık stoklarının yenilenmesi ve sürdürülebilir balıkçılığın desteklenmesi, uzun vadeli deniz yönetiminin temel unsurlarıdır.

Yunanistan'ın Ege ve Akdeniz'de ilan ettiği deniz parkları ve deniz mekânsal planlaması, Ankara ile Atina arasında hukuki ve siyasi tartışmalara konu olmaktadır. Türkiye de kendi kıyılarında ve hukuken yetkili olduğu deniz alanlarında koruma bölgelerini bilimsel verilerle geliştirebilir; deniz tabanını, balıkçılık kaynaklarını, göç yollarını ve hassas ekosistemleri kapsayan kapsamlı bir koruma ağı oluşturabilir.

Bununla birlikte, deniz millî parklarının ilanı tek başına deniz yetki alanlarını belirlemez ve başka bir devletin tezlerini kendiliğinden geçersiz kılmaz. Bu nedenle Türkiye'nin hazırlayacağı planlar, mevcut egemenlik haklarına ve uluslararası yükümlülüklere dayanmalı; ihtilaflı bölgelerde sınırlandırma sorunlarını peşinen çözüme bağladığı izlenimini vermemelidir.

Asıl stratejik kazanım, Türkiye'nin denizlerdeki varlığını bilimsel araştırmalar, düzenli çevresel izleme, sürdürülebilir balıkçılık ve etkin deniz yönetimiyle desteklemesidir. Böylece Türkiye, hem doğal kaynaklarını koruyabilir hem de deniz politikalarını somut verilerle savunabilir.