Savunma sanayii ekseninde Türkiye'nin sanayileşme hamlesi

Türkiye'nin savunma sanayii, stratejik bağımsızlık, teknolojik kapasite, sanayileşme, nitelikli insan gücü, ihracat gücü ve ekonomik egemenliğin aynı zeminde buluşmasıyla yeni bir öyküye hazırlanıyor. Son yıllarda savunma sanayiinde gerçekleşen dönüşüm bu nedenle hem bir güvenlik başarısı hem de önemli bir kalkınma hikâyesi olarak okunabilir.

Rakamlar dönüşümün ölçeğini açık biçimde gösteriyor. 2002 yılında 248 milyon dolar düzeyinde olan savunma ve havacılık ihracatı, 2025'te 11 milyar dolara ulaşarak yaklaşık 40 kat büyürken, 2026'nın ilk 7 ayında şimdiden 10 milyar dolar aşılmış durumdadır. Sektörde 4.000'in üzerinde firma, 1.400'ü aşkın proje ve 150 bine yaklaşan doğrudan istihdam bulunuyor. Türkiye ayrıca 2026 itibarıyla dünyanın en büyük savunma şirketleri sıralamasında çok sayıda iştirak ile görünür bir konuma yükseldi.

TÜRKİYE'NİN YENİ SANAYİ DEVRİMİ

Şüphesiz bu başarıyı "daha fazla silah üretmek" şeklinde okumak büyük bir hata olur. Savunma sanayii, ekonomide yüksek katma değerli üretimin ve teknoloji yoğun sanayileşmenin lokomotiflerinden biri haline gelmektedir. Bir İHA'nın ortaya çıkması sadece gövde üretimi anlamına gelmez; elektronik, yazılım, yapay zekâ, haberleşme, optik, kompozit malzeme, motor, radar, mühimmat ve veri işleme teknolojilerinin aynı ekosistem içinde gelişmesini gerektirir. Dolayısıyla savunma sanayiine yapılan yatırım, çok sayıda sektörde teknolojik kapasite üretir.

Ekonomi literatüründe bunun önemli bir karşılığı vardır: savunma harcamalarının teknoloji ve üretim kapasitesi üzerinden sivil ekonomiye yayılabilen "spillover" etkisi.

Tarihte ABD'nin II. Dünya Savaşı sonrasında elektronik, havacılık, bilgisayar ve uzay teknolojilerinde elde ettiği sıçrama bunun en güçlü örneklerinden biridir. İnternet, GPS ve birçok ileri teknoloji de savunma amaçlı Ar-Ge ekosistemlerinden sivil ekonomiye taşınan teknolojilerin sonuçlarıdır. Türkiye açısından da kritik mesele, savunma sanayiinde oluşan mühendislik bilgisinin otomotivden havacılığa, uzaydan yapay zekâya ve elektronik sanayiinden enerji teknolojilerine kadar daha geniş bir üretim zincirine aktarılabilmesidir.

GÜVENLİK EKONOMİSİNİN YÜKSELEN GÜCÜ

Güvenlik açısından bakıldığında ise tablo daha da stratejiktir. Türkiye, enerji ve ticaret yollarının kesiştiği, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik bir kuşağın merkezindedir. Böyle bir coğrafyada savunma kapasitesi askeri caydırıcılığın yanında, dış politika alanını da genişletir. Kendi teknolojisini üreten ve bunu ihraç edebilen bir ülke, güvenlik mimarisinin tüketicisi değil, üreticisi haline gelir.

Nitekim Türkiye'nin bugün 185 ülkeye 230 farklı savunma ürünü ihraç etmesi, savunma sanayiinin iç talebe dayalı bir sektör olmaktan çıktığını gösteriyor. 2025'te 10 milyar doları aşan ihracatın yanı sıra, gelinen noktada 40 milyar dolarlık yeni ihracat sözleşmelerinin imzalanmış olması da gelecekteki büyüme potansiyeline işaret ediyor.