İnsanlık, kendi elleriyle inşa ettiği teknolojik uygarlığın esiri mi oluyor Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan siber saldırılar, devletlerin güvenlik sistemlerini, bankalarını, şirketlerini veya kamu altyapılarını hedef alan teknik operasyonlar olmanın yanında, dijitalleşme üzerine kurduğumuz yeni uygarlığın ne kadar kırılgan olduğunu gösteren işaretlerdir. Belki de daha önemlisi, insanlığın geleceğine ilişkin üzerinde yeterince düşünmediği büyük bir soruyu gündeme taşımaktadır: Teknolojik ilerleme gerçekten insanlığı özgürleştiriyor mu, yoksa onu kendi yarattığı sistemlerin mahkûmu hâline mi getiriyor
Bugün bir ülkenin elektrik şebekesinden hastanelerine, bankacılık sisteminden gıda tedarik zincirine kadar hemen her şey dijital ağlarla birbirine bağlanmış durumda. Avrupa'da marketlerin soğutma sistemlerini hedef alan siber saldırıların birden fazla ülkeye yayılması, dijital bir müdahalenin doğrudan gündelik hayatı ve fiziksel güvenliği tehdit edebildiğini gösterdi. Güney Kore'de finans kuruluşlarına yönelik saldırılar, Azerbaycan'da devletin yüzü aşkın internet alan adını hedef alan operasyonlar da bu tablonun farklı örnekleri.
Dolayısıyla mesele artık yalnızca veri güvenliği değil, uygarlığın sürekliliğidir.
DİJİTAL DİSTOPYAYA KARŞI SİBER İSYAN!
Bu noktada daha radikal bir soruyla karşı karşıyayız: İnsanlık, dijitalleşmenin kendisine sunduğu konfor karşılığında özgürlüğünden, mahremiyetinden ve bağımsızlığından ne kadar vazgeçiyor
Elektrikli otomobiller, sürücüsüz ulaşım sistemleri, yapay zekâ, insansı robotlar, akıllı şehirler ve nesnelerin interneti... Bunların her biri insanlığın muazzam bilimsel kapasitesinin ürünüdür. Fakat aynı zamanda insan hayatının giderek daha büyük bölümünün algoritmalara, uzaktan erişime ve merkezi dijital sistemlere teslim edilmesi anlamına gelmektedir.
Bir gün otomobilinizi çalıştıramadığınızda, evinizin enerji sistemine erişemediğinizde, hastane kayıtlarınıza ulaşamadığınızda veya finansal varlıklarınızı kullanamadığınızda teknolojinin gerçek sahibi kim olacaktır İnsan mı, yoksa insanın kontrol ettiğini düşündüğü sistem mi
İşte asıl distopya burada başlıyor!
DİJİTAL UYGARLIĞIN KARA DELİĞİ
Bilimsel ilerlemeyi sorgulamak bilime karşı çıkmak değildir. Tam aksine, bilimin insanlık adına taşıdığı sorumluluğu hatırlatmaktır. Teknolojik determinizmin en büyük yanılgısı, her teknik gelişmeyi kaçınılmaz biçimde toplumsal ilerlemeyle özdeşleştirmesidir. Oysa daha hızlı, daha akıllı ve daha bağlantılı bir dünya, zorunlu olarak daha özgür, daha adil ve daha güvenli bir dünya demek değildir.
Siber saldırıların arkasındaki aktörlerin amaçları suç, casusluk, ekonomik çıkar veya jeopolitik rekabet olabilir. Bunları romantikleştirmek ya da bir özgürlük hareketi olarak sunmak mümkün değildir. Ancak yarattıkları sonuç, bütün insanlık için ortak bir uyarı niteliği taşıyor: Dijital uygarlık, kendi bağımlılıklarını yönetemediği takdirde kendi kırılganlığının kurbanı olacaktır.

8