ABD ile İran arasında şekillenen ve 14 maddelik mutabakat metniyle somutlaşan yeni diplomatik süreç, Ortadoğu'nun uzun yıllardır içinde bulunduğu güvenlik ikilemini aşmaya yönelik önemli bir siyasal mühendislik denemesidir.
Metnin içeriği incelendiğinde, tarafların askeri çatışmayı sonlandırma, ekonomik yaptırımları kaldırma, enerji ve ticaret yollarını yeniden açma, nükleer faaliyetleri uluslararası denetime tabi kılma ve nihayetinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi güvencesinde bağlayıcı bir anlaşmaya ulaşma hedefi taşıdığı görülmektedir.
Mutabakatın ilk maddeleri, karşılıklı güç kullanımının sona erdirilmesini ve egemenlik ilkesine saygıyı esas almaktadır. Devam eden maddelerde ABD'nin İran üzerindeki ekonomik baskıyı azaltması, deniz ablukasını kaldırması, dondurulmuş fonların serbest bırakılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik takvim oluşturulması öngörülmektedir. Buna karşılık İran da nükleer silah edinmeme taahhüdünü yinelemekte, nükleer programını uluslararası denetime açmayı ve Hürmüz Boğazı'ndaki ticaret akışını güvence altına almayı kabul etmektedir.
Özünde metin, "çatışmanın yönetimi" aşamasından "çatışmanın çözümü" aşamasına geçiş iradesini yansıtmaktadır.
KAZANANI OLMAYAN SAVAŞ
Bu süreç, realizm ile liberal kurumsalcılığın kesişim noktasında bulunmaktadır. Realist yaklaşım devletlerin öncelikle hayatta kalma ve güvenlik arayışıyla hareket ettiğini savunur. Bugün hem Washington hem de Tahran'ın ekonomik, askeri ve siyasi maliyetleri giderek yükselen bir çatışmayı sürdürmek istememesi bu yaklaşımı doğrulamaktadır. Ancak tarafların Birleşmiş Milletler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve çeşitli denetim mekanizmaları üzerinden kalıcı bir çerçeve kurmaya çalışmaları ise liberal kurumsalcılığın öngördüğü iş birliği mantığına işaret etmektedir.
Aslında ortaya çıkan tablo, iki tarafın da savaşı kazanmak yerine savaştan onurlu bir çıkış yolu aradığı gerçeğini göstermektedir. Modern diplomaside birçok kriz, mutlak zaferlerle değil, tarafların iç kamuoylarına kabul ettirebilecekleri makul uzlaşmalarla sonlandırılmıştır. Bu nedenle söz konusu metin, bir teslimiyet belgesi değil; kontrollü gerilimden kontrollü normalleşmeye geçiş arayışının ürünüdür.
Bununla birlikte sürecin önündeki en büyük risklerden biri, bölgesel aktörlerin olası müdahaleleridir. Tarihsel tecrübe göstermektedir ki barış süreçleri çoğu zaman süreçten rahatsız olan üçüncü aktörlerden zarar görmektedir. Özellikle bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesini istemeyen çevrelerin provokatif girişimlerde bulunma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

10