Mekke Paktı: Türkiye'nin stratejik yükselişinin yeni perdesi

Uluslararası sistemin yeniden kurulduğu dönemler yeni ittifakların da doğduğu dönemlerdir. Bugün dünya tam olarak böyle bir tarihsel eşikten geçiyor. Avrupa güvenlik mimarisi Rusya-Ukrayna savaşıyla sarsılırken, Orta Doğu'da İran-İsrail gerilimi, Körfez güvenliği ve Filistin meselesi bölgesel dengeleri yeniden şekillendiriyor. Asya-Pasifik'te ise ABD-Çin rekabeti yeni bir güç mücadelesinin kapısını aralıyor.

İşte Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın Mekke'de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması'nı bu büyük dönüşümün içerisinde okumak gerekiyor. Anlaşma, üç ülkenin herhangi birine yönelik silahlı saldırının ortak güvenlik perspektifi içerisinde değerlendirilmesini öngören yeni bir caydırıcılık mekanizması oluşturuyor.

ORTADOĞU'NUN GÜVENLİK OMURGASI TÜRKİYE

Bu anlaşmanın asıl önemi, üç ülkenin sahip olduğu farklı güç unsurlarını aynı stratejik çerçevede buluşturmasında yatıyor.

Suudi Arabistan sermayeyi ve ekonomik kapasiteyi, Pakistan nükleer caydırıcılığı, insan gücünü ve Güney Asya'daki stratejik ağırlığı, Türkiye ise savunma teknolojisini, operasyonel tecrübeyi, askeri doktrini ve jeopolitik erişim kapasitesini ortaya koyuyor.

Fakat burada kritik bir ayrıntı var ki, bu üçlü yapının stratejik omurgası Türkiye'dir. Çünkü Türkiye yalnızca askeri kapasitesi yüksek bir ülke değildir. Türkiye aynı zamanda kriz üreten coğrafyaların tam kesişim noktasında bulunan, NATO üyesi, Avrupa ile Asya arasında geçiş sağlayan, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş bir jeopolitik kuşağı aynı anda okuyabilen bir devlettir.

ÜÇ ÜLKE, TEK GÜVENLİK ŞEMSİYESİ

Uluslararası ilişkiler teorisinde güç; sahip olunan silahların, paranın veya nüfusun toplamından ibaret değildir. Gücün asıl anlamı, kapasiteyi stratejiye dönüştürebilme yeteneğidir. Türkiye'nin son yıllardaki yükselişinin temelinde de tam olarak bu dönüşüm bulunmaktadır.

Ankara artık güvenlik tüketen değil; güvenlik üreten bir aktör konumundadır.

Savunma sanayiindeki dönüşüm bunun en görünür örneğidir. İHA ve SİHA'lardan elektronik harp sistemlerine, hava savunmasından savaş gemilerine, milli muharip uçak çalışmalarından hassas mühimmat teknolojilerine kadar Türkiye, askeri kapasitesini giderek daha fazla kendi teknolojik altyapısı üzerinden inşa etmektedir.

Daha da önemlisi Türkiye, bu kapasiteyi diplomatik nüfuza çevirebilmektedir.

TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL GÜVENLİK MİMARİSİNDEKİ YÜKSELİŞİ

İşte Mekke Paktı'nın Türkiye açısından stratejik anlamı burada ortaya çıkıyor. Klasik güç dengesi teorisi, devletlerin tehdit algılarına karşı ittifaklar kurarak güvenliklerini artırdığını söyler. Ancak 21. yüzyılın ittifakları yalnızca askeri savunma anlaşmaları değildir. Enerji, teknoloji, savunma sanayii, istihbarat, siber güvenlik, lojistik, ekonomik yatırımlar ve diplomatik koordinasyon aynı güvenlik mimarisinin parçalarıdır.