Kendi kongresini koruyamayanlar İran'da rejim değiştirmek istiyor

6 Ocak 2021, çağdaş anayasal düzenler açısından ibretlik bir tarih olarak kayda geçmiştir. O gün, görevdeki ABD Başkanı Donald Trump'ın destekçileri, 2021 Kongre Baskını olarak literatüre giren olay sırasında Amerikan Kongre binasını basarak seçim sonuçlarının tescil edilmesini engellemeye çalıştılar.

Amaç açıktı: 2020 başkanlık seçimlerini kazanan Joe Biden'ın zaferinin Kongre tarafından onaylanmasını durdurmak ve Başkan Yardımcısı Mike Pence üzerinde anayasal yetkilerini aşan bir baskı kurmaktı.

Bu olay yalnızca bir sokak taşkınlığı değildi; modern anayasal devlet kuramı açısından, seçim sonuçlarını fiilen geçersiz kılmaya yönelik bir kitlesel baskı girişimiydi. Hukuk bilimi açısından bakıldığında bu tür eylemler, seçimle oluşan siyasal iradenin zor yoluyla değiştirilmesi anlamına gelir ve bu nedenle klasik anlamda "darbe teşebbüsü" kategorisi içinde tartışılır.

Nitekim Amerikan anayasa hukukunda seçim sonuçlarının Kongre tarafından onaylanması süreci, demokratik meşruiyet zincirinin son halkasıdır. Bu halkayı koparmaya yönelik her girişim, anayasal düzenin doğrudan hedef alınmasıdır.

SEÇİM SONUÇLARINI TANIMAYAN BİR ÜLKEDEN İRAN'A DEMOKRASİ ÇAĞRISI

İşte bu tarihsel gerçeklik ortadayken bugün uluslararası sahnede ortaya çıkan ironiyi görmek zor değildir. Kendisi yakın geçmişte seçim sonuçlarını korumakta dahi zorlanan bir devlet, başka toplumlara "rejimi devirme" çağrısında bulunabilmektedir. Özellikle ABD ve İsrail tarafından dile getirilen ve Iran halkını mevcut siyasal düzeni devirmeye teşvik eden söylem, uluslararası hukuk bakımından ciddi bir çelişki barındırmaktadır.

Bir yandan askeri operasyonlar ve bombardımanlarla bir ülkenin altyapısını hedef almak; diğer yandan aynı ülkenin halkına "demokrasi getirme" iddiasıyla ayaklanma çağrısı yapmak, siyasal teori açısından tutarsız bir argümandır. Modern uluslararası hukukta devletlerin iç işlerine müdahale yasağı, Amerikan sistemi içinde temel bir ilkedir. Bu ilke yalnızca askeri işgalleri değil, bir ülkenin siyasal rejimini dış baskıyla değiştirmeye yönelik çağrıları da tartışmalı hale getirir.

6 OCAK'I UNUTANLAR İRAN'DA DEVRİM BEKLİYOR

Burada ortaya çıkan temel soru şudur: Demokrasi gerçekten dışarıdan çağrıyla mı inşa edilir, yoksa toplumsal meşruiyet süreçlerinin iç dinamikleriyle mi ortaya çıkar

Siyasal sosyoloji ve karşılaştırmalı anayasa hukuku literatürü ikinci seçeneği açık biçimde doğrular. Tarihsel olarak kalıcı demokratik dönüşümler, dış askeri baskıdan ziyade iç toplumsal uzlaşmaların ürünü olmuştur.

Bu nedenle, İran toplumuna yönelik "rejimi devirin" çağrıları yalnızca politik bir slogan değildir; aynı zamanda ciddi bir metodolojik sorun içerir, bu çağrıyı yapan aktörlerin kendi demokratik sistemlerinde birkaç yıl önce yaşanan kriz hâlâ hafızalardadır. Bir ülkede seçim sonuçlarının onaylanmasını engellemek için parlamentonun basıldığı bir olay yaşanmışsa, o ülkenin başka toplumlara demokratik istikrar dersi vermesi en azından akademik açıdan ironiktir.