Jeopolitiğin yeni başkenti Ankara

Uluslararası sistemin en temel gerçekliği, güvenlik mimarilerinin hiçbir zaman statik kalmamasıdır. Tehdit algıları değiştikçe ittifaklar da dönüşmek zorundadır. NATO'nun 7-8 Temmuz'da Ankara'da gerçekleştireceği zirve, tam da bu dönüşümün yeni aşamasını temsil etmektedir. Lahey Zirvesi'nde verilen siyasi taahhütlerin uygulamaya geçirilmesi hedeflenirken, gerçekte tartışılacak konu savunma harcamaları veya Ukrayna savaşı olmaktan ziyade; Soğuk Savaş sonrasında ikinci büyük yapısal dönüşümünü yaşayan NATO'nun yeni stratejik kimliğidir.

Genel Sekreter Mark Rutte'nin sıkça kullandığı "NATO 3.0" kavramı, ittifak içinde yük paylaşımının yeniden tanımlandığı yeni bir güvenlik paradigmasını ifade etmektedir. 1949'da kurulan NATO 1.0, Sovyet yayılmacılığına karşı kolektif caydırıcılık üzerine inşa edilmişti. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle şekillenen NATO 2.0 ise kriz yönetimi, terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonları önceleyen daha geniş bir güvenlik anlayışını benimsedi. Bugün ise Ukrayna Savaşı, Çin'in yükselişi, hibrit tehditler, siber saldırılar ve savunma sanayisindeki üretim açığı, ittifakı üçüncü büyük dönüşüme zorlamaktadır.

ANKARA ZİRVESİ VE NATO 3.0

Bu dönüşümün en dikkat çekici yönü ise nimet-külfet dengesinin yeniden kurulmasıdır. Uluslararası ilişkiler literatüründe kolektif güvenlik sistemlerinin en temel sorunlarından biri "bedavacılık" problemidir. Güvenlikten herkes faydalanırken maliyetin büyük bölümünü birkaç aktör üstlenmektedir. NATO'da bu rol uzun yıllar boyunca büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri tarafından yerine getirildi.

Rutte'nin açık biçimde ifade ettiği üzere NATO 3.0, ABD'nin güvenlik şemsiyesini ortadan kaldırmayı değil, Avrupalı müttefiklerin artık daha fazla sorumluluk üstlenmesini amaçlamaktadır. Başka bir ifadeyle Washington güvenlik garantisini sürdürecek, ancak Avrupa kendi savunmasının finansmanında ve üretim kapasitesinde çok daha etkin bir rol oynayacaktır.

Bu nedenle Ankara Zirvesi'nin merkezinde savunma sanayisinin üretim kapasitesi bulunmaktadır. Modern savaşların en önemli derslerinden biri, güçlü ordulara sahip olmanın yeterli olmadığıdır. Asıl belirleyici unsur, savaş sırasında üretimi sürdürebilen sanayi altyapısıdır.

Ukrayna'da yaşananlar, mühimmat stoklarının ne kadar hızlı tükendiğini ve Batı'nın mevcut üretim kapasitesinin uzun süreli çatışmaları desteklemekte yetersiz kaldığını açık biçimde göstermiştir. NATO Savunma Sanayi Forumu'nun Ankara'da düzenlenmesi de bu nedenle sembolik olmaktan çok stratejik bir anlam taşımaktadır.

İTTİFAKIN YENİ GÜÇ DENGESİ

Türkiye tam da bu yeni güvenlik mimarisinin merkezinde yer almaktadır. NATO'nun en büyük ordularından birine sahip olması, üç kıtanın kesişim noktasındaki jeostratejik konumu ve yaklaşık dört bin şirketten oluşan gelişmiş savunma sanayisi ekosistemi, Türkiye'yi ittifakın üretim ve teknoloji üslerinden biri hâline getirmektedir.