Jeopolitiği inkar eden Avrupa'nın çöküşü

Avrupa Birliği, çoğulculuk, stratejik diyalog ve ortak güvenlik anlayışı üzerine kurulmuş bir projedir. Türkiye'yi sürekli dışlayan, kriminalize eden veya başka güç merkezleriyle aynı kategoriye yerleştiren bir söylem, Avrupa'nın küresel ölçekte iddia ettiği "normatif güç" anlayışını da zedelemektedir.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı bağlam içerisinde anması, diplomatik nezaket açısından olduğu kadar stratejik akıl bakımından da ciddi bir talihsizlik olarak geçtiğimiz haftaya damgasını vurdu. Her ne kadar Brüksel yönetimi daha sonra açıklamanın "yanlış anlaşıldığını" ifade etmiş olsa da, kullanılan dil Avrupa'nın son yıllarda giderek derinleşen Türkiye karşıtı refleksini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Oysa bugün gerçekçi bir jeopolitik perspektifle bakıldığında, Avrupa'nın Türkiye'yi dışlayan değil; Türkiye ile daha güçlü, daha dengeli ve daha stratejik bir ilişki kurmaya ihtiyaç duyduğu açıktır.

AVRUPA'NIN STRATEJİK KÖRLÜĞÜ

Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişki, yalnızca güncel siyasi tartışmaların konusu değildir. Bu ilişki, yaklaşık iki asra yayılan tarihsel, ekonomik, güvenlik ve kültürel bağların ürünüdür.

Osmanlı modernleşmesinden başlayarak Avrupa sistemiyle kurulan temas, Cumhuriyet döneminde NATO üyeliği, Avrupa Konseyi ortaklığı ve Avrupa Birliği adaylık süreciyle kurumsal bir zemine taşınmıştır. Türkiye, Soğuk Savaş boyunca Avrupa'nın güvenlik hattının en önemli unsurlarından biri olmuş; Sovyet yayılmacılığına karşı Batı ittifakının doğu kanadını koruyan temel ülkelerden biri haline gelmiştir.

Bugün de tablo değişmemiştir. Avrupa'nın karşı karşıya olduğu düzensiz göç, enerji arz güvenliği, terör tehdidi, Karadeniz güvenliği, Doğu Akdeniz dengesi ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi kritik başlıkların tamamında Türkiye merkezi bir aktördür. Özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısıyla birlikte Avrupa güvenlik mimarisinin kırılganlığı ortaya çıkmış; NATO'nun askeri kapasitesi içerisinde Türkiye'nin taşıdığı stratejik ağırlık daha görünür hale gelmiştir.

TÜRKİYE'SİZ AVRUPA GÜVENLİĞİ BİR HAYALDİR

Avrupa'nın savunma konusunda yıllardır yaşadığı yapısal zafiyet düşünüldüğünde, Türkiye gibi güçlü bir askeri kapasiteye, gelişmiş savunma sanayiine ve jeopolitik etki alanına sahip bir müttefiki ötekileştirmek, Avrupa adına stratejik bir hata olacaktır.

Dahası Türkiye artık yalnızca çevresel bir güvenlik ülkesi değildir. Son yirmi yılda savunma sanayiinden diplomatik kapasiteye, enerji koridorlarından bölgesel arabuluculuğa kadar geniş bir alanda etkinliğini artırmış bir bölgesel güçtür.

Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Orta Doğu'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada Türkiye'nin etkisi hissedilmektedir. Avrupa'nın bunu bir tehdit olarak değil, ortaklık imkânı olarak değerlendirmesi gerekir. Çünkü Türkiye'nin istikrarlı, güçlü ve Batı ile entegre bir çizgide kalması, en fazla Avrupa'nın çıkarınadır.