Hafta içinde İstanbul'u vuran ve son 83 yılın en şiddetli yağışlarından biri olarak nitelenen sağanak, can kayıplarına, iş yerlerinin ve konutların su altında kalmasına, ulaşımın felç olmasına sebep oldu. Kocaeli ve Sakarya'da da ciddi hasarlar ve maalesef can kayıpları yaşandı. Bu tablo, önümüzdeki dönemde kentlerimizin karşılaşacağı iklim risklerine ne ölçüde hazırlıklı olduğumuzu sorgulamamızı zorunlu kılıyor.
Öncelikle şu gerçeği kabul etmeliyiz: Yağışı engelleyemeyiz; ancak yağışın afete dönüşmesini önleyebiliriz. İklim değişikliği, kısa sürede yüksek miktarda yağış bırakabilen meteorolojik olayların sıklığını ve şiddetini artırırken, insan eliyle oluşturulan kentsel kırılganlıklar felaketin boyutunu büyütmektedir. Dere yataklarının yapılaşmaya açılması, geçirimsiz yüzeylerin çoğalması, doğal su akışının kesilmesi, yetersiz drenaj sistemleri ve plansız büyüme, doğa olayını toplumsal afete dönüştüren başlıca etkenlerdir.
KENTSEL İKLİM VE TAŞKIN RİSK ENVANTERİ
İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı metropollerde altyapı, nüfus artışının ve yapılaşmanın gerisinde kalıyorsa, her kuvvetli yağış bir sınav, her sınav da yeni bir kayıp ihtimalidir. Belediyelerin asli görevi, siyasi gündemlerin ötesinde, insanların can ve mal güvenliğini sağlayacak yerel hizmetleri yürütmektir. Kanalizasyon, yağmur suyu drenajı, dere ıslahı, ulaşım, imar denetimi ve afet hazırlığı belediyeciliğin tali değil, temel meseleleridir.
Bunun için ilk önerim, bütün büyükşehirlerde bağımsız, bilimsel ve kamuya açık bir kentsel iklim ve taşkın risk envanteri hazırlanmasıdır. Her dere havzası, alt geçit, bodrum yapılaşması, kritik yol ve altyapı hattı risk düzeyine göre haritalanmalı; bu veriler imar kararlarına doğrudan yansıtılmalıdır.
Yağmur suyu şebekesi kanalizasyon sisteminden ayrılmalı, geçirgen zeminler ve yeşil alanlar artırılmalı, suyu geçici olarak tutan parklar, yağmur bahçeleri ve taşkın depolama alanları oluşturulmalıdır. Dere yataklarındaki yapılaşma bilimsel ölçütlerle yeniden değerlendirilmelidir.
ŞEHİRLERİMİZİ BİLİM VE AKILLA YENİDEN KURMALIYIZ
İkinci önerim, belediyelerin merkezi idareyle çatışmayı bir yönetim yöntemi olarak görmekten vazgeçmesidir. Afet yönetimi, siyasi rekabetin değil, kurumsal koordinasyonun alanıdır. Belediyeler, valilikler, ilgili bakanlıklar, meteoroloji ve afet kurumları ortak veri, görev ve müdahale protokolleri geliştirmelidir. Yetki tartışmaları can güvenliğinin önüne geçmemelidir.
Üçüncü olarak, kent yönetiminde bilimin kurumsal ağırlığı artırılmalıdır. Belediyeler meteoroloji, hidroloji, jeoloji, şehir planlama, inşaat mühendisliği ve iklim bilimi uzmanlarından oluşan sürekli danışma kurulları kurmalıdır. Belediye meclislerinde akademisyenlerin ve teknik uzmanların temsili güçlendirilmeli; ilgili komisyonların başkanlıkları liyakat esasına göre, uzmanlığı bulunan kişilere verilmelidir. Bu görevler siyasi ödül ve yakınlık ilişkisi olarak kullanılmamalıdır. Bilim insanlarını karar süreçlerine davet etmek yetmez; bilimsel uyarıları dikkate almayan kararların gerekçesi de kamuoyuna açıklanmalıdır.
Dördüncü önerim, nüfus ve kentleşme politikalarının yeniden ele alınmasıdır. İstanbul'un yaklaşık 16 milyonluk nüfusu, tek başına bir büyüklük meselesi değil; barınma, ulaşım, su, enerji ve afet güvenliği bakımından yönetilmesi gereken yapısal bir risktir. Elbette nüfusun azaltılması, insanları zorla başka şehirlere göndermek anlamına gelemez. Ancak daha büyük felaketler yaşanmadan, aşırı nüfus yoğunluğunu azaltacak gönüllü, planlı ve ekonomik açıdan sürdürülebilir bir tersine göç politikası geliştirilmelidir.
BİR METROPOLE KAÇ MİLYON İNSAN SIĞDIRABİLİRİZ
Almanya'da nüfusu bir milyonu aşan yalnızca dört şehir bulunmaktadır: Berlin yaklaşık 3,7 milyon, Hamburg 1,9 milyon, Münih 1,5 milyon ve Köln 1 milyon civarındadır. Buna karşılık Frankfurt yaklaşık 760 bin, Düsseldorf 620 bin, Leipzig 610 bin, Stuttgart 605 bin, Dortmund 600 bin, Bremen 590 bin, Essen 575 bin, Dresden 565 bin, Nürnberg 530 bin, Hannover 525 bin ve Duisburg 500 bin nüfusuyla güçlü kentsel merkezler oluşturmaktadır. Bonn, Mannheim, Karlsruhe, Münster ve Augsburg gibi şehirler de 300 bin dolayında veya üzerinde nüfuslarıyla ekonomik ve toplumsal hayatın farklı merkezlere yayılmasına katkı sağlamaktadır.

2