Gazze'de yeni dönem başlıyor; peki ya adalet

Gazze'de aylardır süren insanlık dramının ardından kalıcı ateşkese ilişkin yeni yol haritasının ortaya çıkmış olması, şüphesiz uluslararası diplomasi açısından son derece önemli bir gelişmedir. Ateşkesin bir sonraki aşamasına ilişkin tarafların mutabakata yaklaşması, Gazze'nin yönetiminin geçici bir ulusal komiteye devredilmesi, uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması, yeniden imarın başlatılması ve güvenlik yapısının yeniden düzenlenmesine yönelik iradenin ortaya konulması, bölgenin geleceği adına dikkatle takip edilmesi gereken tarihi adımlardır.

Özellikle "tek otorite, tek yasa ve tek silah" ilkesi çerçevesinde Gazze'de kurumsal yönetimin tesis edilmesi, ağır silahların uluslararası denetim altında depolanması, tünellerin ve askeri altyapının tasfiye edilmesi, İsrail güçlerinin belirli bir takvim doğrultusunda Gazze'den çekilmesi ve uluslararası bir mekanizmanın süreci denetleyecek olması; sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle hazırlanan yol haritası, savaş sonrası düzenin inşasına yönelik en kapsamlı girişimlerden biri olarak değerlendirilebilir.

TÜRKİYE'NİN ÇABALARI BARIŞ MASASINI GETİRDİ

Bu noktaya gelinmesinde Türkiye'nin ortaya koyduğu diplomatik çabanın altı çizilmelidir. Türkiye, savaşın ilk gününden itibaren gerek insani yardımlarla gerekse uluslararası platformlarda yürüttüğü diplomatik girişimlerle ateşkes çağrılarının en güçlü savunucularından biri olmuştur. Filistin meselesinin uluslararası hukukun konusu olduğu gerçeğini sürekli gündemde tutmuş, iki devletli çözüm perspektifini kararlılıkla savunmuş ve bölgesel aktörlerle yürüttüğü temaslarla diplomatik zeminin korunmasına önemli katkılar sağlamıştır. Bugün gelinen noktada oluşan müzakere ikliminde ilkeli dış politika yaklaşımının önemli bir payı bulunduğu için Türkiye'nin hakkını teslim etmek gerekir.

Ancak bütün bu olumlu gelişmelerin yanında göz ardı edilmemesi gereken çok temel bir gerçek bulunmaktadır: Gazze'de yaşananlar savaş sahasına ilişkin bir durumun yansıması değildir. Hastanelerin, okulların, ibadethanelerin, mülteci kamplarının ve sivil yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alındığı; on binlerce sivilin hayatını kaybettiği; milyonlarca insanın açlığa, susuzluğa ve zorunlu göçe mahkûm edildiği bu süreç, insanlığın vicdanında derin yaralar açmıştır.

ATEŞKES YETMEZ, HESAP VERİLMELİDİR

İşte tam da bu nedenle kalıcı barışın en önemli şartını Hamas'ın silah bırakmasına bağlamak doğru olmayacaktır. Asıl mesele, uluslararası hukukun işletilmesi ve ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olanların bağımsız yargı mercileri önünde hesap vermesidir. Adaletin tecelli etmediği bir coğrafyada ateşkesler geçici, anlaşmalar ise kırılgan olmaya mahkûmdur. Hukukun üstünlüğü tesis edilmeden inşa edilen her barış, gelecekte yaşanabilecek yeni çatışmaların zeminini hazırlama riskini taşır.