Filistin dosyası: Mahmud Abbas'ı kapıda bırakıp barıştan söz etmek!

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81'inci oturumu başlamadan önce yaşanan Mahmud Abbas krizi, uluslararası sistemin en temel sorularından birisini yeniden önümüze koymaktadır:

Uluslararası hukuk gerçekten evrensel midir, yoksa büyük güçlerin siyasi tercihleri karşısında esneyen kurallardan mı ibarettir

ABD, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın New York'a gelerek Genel Kurul'a katılabilmesi için bu sene de vize vermedi. Washington bu kararını Filistin yönetiminin İsrail'e karşı uluslararası hukuk mekanizmalarına başvurması, bazı yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve barış sürecini zedelediğini düşündüğü uygulamalarla gerekçelendirdi. Abbas böylece iki yıl üst üste Genel Kurul'a şahsen katılamayacak.

HUKUK İLE GÜÇ ARASINDA SIKIŞAN BM

Oysa burada hukuki açıdan son derece önemli bir ayrıntı var. 1947 tarihli BM Genel Merkezi Anlaşması'nın 11. ve 13. bölümleri, BM faaliyetleri için merkeze gelen temsilcilerin girişini güvence altına alan hükümler içermektedir; 13. bölüm, vize gerektiğinde bunların ücretsiz ve mümkün olduğunca hızlı verilmesini öngörmektedir. Bununla birlikte ABD, ulusal güvenlik ve dış politika gerekçeleriyle istisnalar bulunduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla mesele, basitçe "ABD istediğini yapabilir" söylemiyle kapatılabilecek bir konu değildir; BM'nin merkezi New York'ta bulunurken ev sahibi devlet ile örgütün uluslararası karakteri arasındaki hukuki gerilim burada yeniden ortaya çıkmaktadır.

Daha dikkat çekici olan ise BM'nin verdiği tepkidir.

Genel Kurul, 152 oyla Abbas'ın video yoluyla konuşmasını kabul etmiştir. Bu, Washington'ın kararına yönelik açık bir çoğunluk tepkisidir. Fakat ortaya çıkan tablo yine de ironiktir: Filistin Devlet Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na konuşabilecek, fakat Birleşmiş Milletler'in bulunduğu ülkeye giremeyecektir.

Diplomasi tarihi açısından bu sahne oldukça çarpıcıdır.

1974'te Yaser Arafat ilk kez BM Genel Kurulu kürsüsüne çıktığında elinde "zeytin dalı" bulunduğunu söylemiş ve Filistin meselesinin çözümü için barış çağrısı yapmıştı. "Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin" mesajı, Filistin diplomasi tarihinin en sembolik ifadelerinden biri hâline geldi.

BARIŞIN KAPISINA KONULAN VİZE

1988'de Arafat yine BM'de Filistin'in barış programını anlattı ve Filistinlilerin hedeflerine barışçıl yollarla ve BM Şartı ile BM kararları çerçevesinde ulaşma iradesini vurguladı.

Mahmud Abbas da yıllar sonra aynı kürsüde benzer bir siyasi çerçeveyi savundu. 2010'daki konuşmasında 1967 sınırları temelinde iki devletli çözümden, İsrail ile barıştan ve uluslararası hukuk temelinde nihai bir anlaşmadan söz etti.

2024'te ise çok daha açık biçimde, "İsrail Devleti'ni tanıyoruz" diyerek iki devletin barış, güvenlik ve istikrar içinde birlikte yaşamasını istediğini ifade etti.