Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bugün; insanlığın ortak hafızası, ortak vicdanı ve ortak geleceği tartışılacaktır. 81. defa toplanan Genel Kurulun ana teması son derece manidardır: "Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler."
193 ülkenin temsil edildiği Genel Kurul, savaşların, jeopolitik rekabetin, insani krizlerin ve uluslararası sisteme duyulan güven kaybının derinleştiği bir dönemde toplanmaktadır. Aslında mesele tam da budur: Dünyanın yeniden güvene ihtiyacı vardır.
1945'te İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları arasından doğan Birleşmiş Milletler, insanlığın bir daha aynı felaketleri yaşamaması için kurulmuştu. 24 Ekim 1945'te yürürlüğe giren BM Şartı, savaşın yerine diplomasiyi, güç politikasının yerine hukuk düzenini, intikamın yerine ortak güvenliği koymayı hedefliyordu. Fakat bugün Gazze'ye baktığımızda insanın aklına şu soru geliyor: Birleşmiş Milletler, kuruluşundaki büyük ideale ulaşabilmiş midir
Gazze'de çocuklar ölürken, hastaneler hedef olurken, milyonlarca insan temel insani ihtiyaçlara erişmeye çalışırken uluslararası toplumun etkisizliği, yalnızca siyasi bir sorun değil, aynı zamanda ahlaki bir sınavdır. İşte tam bu noktada Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın New York'taki mesajı önem kazanmaktadır.
DÜNYAYA VERİLECEK BARIŞ MESAJI
Erdoğan, BM Genel Kurulu'na 16. kez hitap edecek. Konuşmanın merkezinde Gazze, Filistin'in devlet olarak tanınması ve İsrail'e yönelik uluslararası alanda atılabilecek adımlar bulunacak. Şüphesiz, kürsüden verilecek mesajın Türkiye'nin siyasi pozisyonunu anlatan bir konuşma olarak okunması yetersiz kalacaktır.
Türkiye son yıllarda tarafları aynı masaya getirmeye çalışan bir diplomasi aktörü olarak konumlandırmıştır. Barış diplomasisi dediğimiz şey, birbirine güvenmeyen iki tarafı aynı masaya oturtmak, bazen savaşan taraflar arasında iletişim kanalı açmak, bazen de herkesin sustuğu yerde konuşabilmektir.
Türkiye'nin Ukrayna-Rusya savaşı bağlamındaki arabuluculuk girişimleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve farklı bölgesel krizlerde yürüttüğü diplomatik temaslar, Ankara'nın kendisini uzlaştırıcı ve müzakereyi önceleyen bir aktör olarak konumlandırma çabasının örnekleridir.
Erdoğan'ın BM kürsüsünde yıllardır tekrarladığı temel itiraz da aslında aynıdır: Dünya beşten büyüktür.
BM'DE HAKİKAT SAATİ
Bu söz, sadece bir diplomatik slogan değildir. BM Güvenlik Konseyi'nin veto mekanizmasının küresel temsil ve adalet bakımından yarattığı tartışmaya yönelik siyasi bir itirazdır.
Bugün BM'nin yeni Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman'ın ortaya koyduğu "güveni yeniden tesis etme" hedefi de bu nedenle son derece önemlidir. Rahman, güvenin yalnızca talep edilemeyeceğini, alınan kararlar ve ortaya konulan sonuçlarla kazanılması gerektiğini vurguluyor.

2