Doğu Akdeniz'de Yeni Şer Ekseni

Doğu Akdeniz, yeniden bir güç mücadelesinin merkezine yerleşiyor. Fakat bugün ortaya çıkan tabloyu enerji kaynakları, deniz yetki alanları veya bölgesel güvenlik başlıkları üzerinden okumak yeterli değildir. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında giderek derinleşen siyasi, askerî, teknolojik ve enerji iş birliği, Türkiye açısından çok daha geniş bir jeopolitik anlam taşımaktadır.

Üçlü mekanizma yeni değildir. 2010'lu yıllardan itibaren yakınlaşan İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rumları; 2025 yılının sonunda güvenlik, savunma ve askerî iş birliğini güçlendirme kararı almış; deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması konusunda daha ileri bir koordinasyon öngörmüştür. 2026 yılında Yunanistan ile İsrail arasında ayrıca ortak operasyonel faaliyetler ve özel kuvvetler eğitimlerini içeren bir askerî iş birliği programı imzalanmıştır.

Burada asıl sorun, devletlerin iş birliği yapması değildir. Her devletin kendi çıkarları doğrultusunda ittifaklar kurması uluslararası sistemin doğal sonucudur. Sorun, bu iş birliğinin bölgesel güvenliği üretmek yerine belirli bir ülkeyi çevreleme ve dengelemeye dönüştürülmesi ihtimalidir.

Güvenlik Değil, Kuşatma Siyaseti

Uluslararası ilişkiler teorisinin en önemli kavramlarından biri "güvenlik ikilemi"dir. Bir devlet kendisini daha güvende hissetmek için askerî kapasitesini artırdığında, karşı taraf bunu tehdit olarak algılar ve kendi güvenlik tedbirlerini güçlendirir. Böylece herkes güvenlik ararken bölge daha güvensiz hale gelir. İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattının Türkiye açısından yaratabileceği temel tehlike tam da budur.

Türkiye, Kıbrıs Türk halkının güvenliği, kendi kıta sahanlığı ve deniz yetki alanları bakımından doğrudan taraf olan bir ülkedir. Kıbrıs meselesinin tarihsel arka planı da göz ardı edilemez. 1974 sonrasında Ada'da ortaya çıkan fiilî ve siyasi bölünmüşlük, bugün hâlâ çözülmemiş bir ihtilafın merkezindedir. Dolayısıyla Güney Kıbrıs'ın askerî ve stratejik kapasitesinin üçüncü bir aktörün desteğiyle sürekli tahkim edilmesi, Ankara tarafından yalnızca "egemen bir devletin güvenlik tercihi" olarak okunmayacaktır.

Dahası, İsrail'in bölgedeki yaklaşımı da bu tabloya ayrı bir anlam kazandırmaktadır. Gazze savaşı ve İran'la yaşanan çatışmalar sonrasında İsrail'in güvenlik anlayışının giderek daha geniş bir coğrafyada askerî tedbirler üzerinden şekillendiği görülmektedir. Böyle bir dönemde Kıbrıs'ın İsrail açısından stratejik, lojistik ve teknolojik bir merkez haline gelmesi; Türkiye'nin hemen güneyinde yeni bir askerî jeopolitik hat oluşturulması anlamına gelebilecek gelişmeleri beraberinde getirmektedir.

Akdeniz'in Sükûnetine Kurulan Tuzak

Yunanistan ve Rum yönetimi açısından da burada ciddi bir stratejik muhasebe gerekmektedir. Türkiye'yi dışlayarak, Türkiye'ye karşı konumlanan aktörlerle daha fazla askerî bütünleşmeye gitmek kısa vadede bir güvenlik kazancı gibi görünebilir. Fakat uzun vadede Doğu Akdeniz'i bir ittifaklar satrancına çevirmek, Yunanistan'ın ve Kıbrıs'ın güvenliğini artırmak yerine bölgesel gerilimi kalıcılaştırır.