Britanya: Güneş doğmayan imparatorluk

Sir Keir Starmer'ın İşçi Partisi liderliğinden ve başbakanlıktan ayrılması, Britanya'nın son on yıldır derinleşen yapısal krizinin yeni bir aşamasını temsil ediyor. 2024 seçimlerinde ezici bir çoğunlukla iktidara gelen Starmer, iki yıl dolmadan kendi partisinin desteğini kaybederek görevini bırakmak zorunda kaldı. Böylece Birleşik Krallık, 2016'daki Brexit referandumundan bu yana yedinci başbakanına hazırlanırken, son on yılda altıncı kez iktidar değişikliği yaşayan bir G7 ülkesi konumuna geldi.

Bu tablo, kişisel liderlik başarısızlıklarıyla açıklanabilecek bir durum olmaktan çıkmıştır. Sorun, Britanya'nın devlet kapasitesinde, ekonomik modelinde ve siyasal sisteminde ortaya çıkan kronik kırılganlıklardır.

İMPARATORLUKTAN İSTİKRARSIZLIĞA

Ekonomik göstergeler bu kırılmayı doğrulamaktadır. Brexit sonrasında İngiltere ekonomisi, Avrupa'nın büyük ekonomileri arasında en düşük büyüme performanslarından birini sergiledi. Verimlilik artışı uzun süredir durağan seyrederken, kamu borç yükü yükseldi, enflasyon hane halkının alım gücünü aşındırdı ve yaşam maliyeti krizi milyonlarca vatandaşı etkiledi.

Özellikle enerji fiyatları ve konut maliyetleri orta sınıfın refahını ciddi biçimde geriletirken, reel ücretlerde beklenen toparlanma sağlanamadı. Ekonomistler, yaşanan küresel gelişmelerin ve İngiltere'nin AB'den ayrılmasının uzun vadede ülkenin millî gelirini anlamlı ölçüde aşağı çektiğini ve yatırım iştahını zayıflattığını vurgulamaktadır.

Brexit'in en önemli vaatlerinden biri göçün kontrol altına alınmasıydı. Ancak aradan geçen yıllar, bu hedefin de gerçekleşmediğini gösterdi. Avrupa Birliği'nden serbest dolaşım sona ermesine rağmen, iş gücü açığını kapatabilmek için farklı coğrafyalardan göç artmaya devam etti.

Sığınmacı krizleri, Manş Denizi üzerinden düzensiz geçişler ve iltica başvurularındaki artış, hem Muhafazakâr hem de İşçi Partisi hükümetlerini ciddi biçimde yıprattı. Bugün göç politikası, İngiliz siyasetinin en kutuplaştırıcı başlıklarından biri olmaya devam ederken hükümet içinde dahi sert görüş ayrılıkları yaşanmaktadır.

İNGİLTERE'NİN KAYIP ON YILI

Aslında Brexit'in temel iddiası, ülkeye daha fazla egemenlik, daha güçlü ekonomi ve daha etkin kamu yönetimi kazandırmaktı. Fakat geçen on yılın bilançosu bunun tam tersini ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği pazarına erişimde yaşanan zorluklar ihracatı olumsuz etkilerken, tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar üretim maliyetlerini artırdı. Finans sektörü kısmen Avrupa kıtasına yönelirken, yatırımcı güveni de siyasi belirsizliklerden olumsuz etkilendi. Brexit, hukuken egemenliği artırmış olabilir; ancak ekonomik maliyetleri ve yönetişim üzerindeki baskıları da beraberinde getirdi.