Barışın önündeki beş engel

Birleşmiş Milletler, 1945 yılında uluslararası barış ve güvenliği korumak, devletler arasındaki uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek ve yeni dünya savaşlarının önüne geçmek amacıyla kuruldu. Ancak aradan geçen 81 yıl, bize uluslararası sistemde yaşanan değişime ayak uydurulamadığını ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısının ciddi biçimde sorgulanması gerektiğini gösterdi.

Bugün Konsey; beşi daimi, onu seçilmiş olmak üzere 15 üyeden oluşuyor. Daimi beşlinin (ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa) sahip olduğu veto yetkisi, Konsey'in karar alma mekanizmasının merkezinde bulunuyor. Bir tasarının kabulü için gerekli çoğunluk sağlansa dahi daimi üyelerden birinin olumsuz oyu, kararı engelleyebiliyor. BM'nin resmi kayıtları, 1946'dan bugüne veto mekanizmasının yüzlerce kez kullanıldığını ortaya koyuyor.

1945'İN SİSTEMİYLE 2026'NIN DÜNYASI YÖNETİLİR Mİ

Buradaki temel hukukî ve siyasal sorun şudur:

Veto yetkisi, savaşları önlemek ve uluslararası barışı korumak amacıyla oluşturulmuşken, birçok kritik krizde bizzat kolektif güvenlik mekanizmasının işlemesini engellemiştir.

Suriye bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Rusya'nın çok sayıda vetosu, Suriye krizinde Güvenlik Konseyi'nin ortak ve bağlayıcı bir tutum geliştirmesini zorlaştırdı. 2023'te dahi Rusya'nın veto ettiği sınır ötesi insani yardım mekanizması nedeniyle Konsey'in Suriye dosyasında etkinliği ciddi biçimde tartışıldı.

Ukrayna savaşı ise sistemdeki paradoksu daha görünür hâle getirdi. Uluslararası barış ve güvenliği korumakla görevli Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan Rusya, Ukrayna'ya ilişkin kendi eylemlerini ilgilendiren karar süreçlerinde veto hakkını kullandı. Böylece çatışmanın tarafı olan bir devlet, çatışmanın uluslararası düzeyde ele alınacağı mekanizmanın kararını dahi bloke edebilmiş oldu.

Gazze'de yaşanan insani dram benzer bir yapısal problemi ortaya koydu. 18 Eylül 2025'te Güvenlik Konseyi'nde Gazze'de ateşkes çağrısı yapan tasarı 14 üyeden 14'ünün desteğini almasına rağmen ABD'nin karşı oyuyla kabul edilmedi. Tasarıya 14 ülke lehte oy verirken yalnızca ABD karşı oy kullandı.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'İN BÖLÜNMÜŞ VİCDANI

Dolayısıyla mesele "hangi ülke daha fazla veto kullandı" sorusuyla sınırlı olmaktan çıkıp; uluslararası barışın kaderinin neden hâlâ 1945'in güç dengeleriyle belirlenmek zorunda olduğudur.

Türkiye'nin yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanıyor. Ankara, mevcut Güvenlik Konseyi yapısının günümüz jeopolitik gerçeklerini yansıtmadığını savunuyor. Türkiye, ideal çözüm olarak veto hakkının kaldırılmasını; bunun siyaseten mümkün olmadığı durumda ise veto kullanımının özellikle soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve kitlesel mezalimler söz konusu olduğunda sınırlandırılmasını açık bir şekilde önermiş durumda. Ayrıca seçilmiş üyelerin sayısının ve rolünün güçlendirilmesini, temsilin genişletilmesini ve veto kullanımının daha şeffaf ve hesap verebilir hâle getirilmesini öneren ülkelerin başında Türkiye geliyor.