8 Aralık 2024'te Esed rejiminin çöküşü, yalnızca Suriye'nin iç dengelerini değil bölgesel güç dağılımını da köklü biçimde dönüştürdü. Halk ayaklanmasının ilk günlerinden itibaren, İsrail, Mısır örneğinden de hareketle halk temelli bir iktidar yerine mevcut yapının zayıflamış haliyle varlığını sürdürmesini tercih ediyordu. Özellikle de merkezi yönetimin zayıfladığı Dürzilerin ya da SDG gibi yapıların ortaya çıktığı bir süreç oldukça tercih edilebilirdi. Bu nedenle İsrail, Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetimin uluslararası meşruiyet kazanmasına ve merkezi otorite tesis etmesine karşı faaliyetlerde bulunsa da büyük ölçüde başarılı olamadığı söylenebilir. Nitekim İsrail'in devrim sonrası izlediği politika, Esed rejimi dönemine göre kıyasla askeri tedbirleri artırmaya yönelik dramatik bir değişim yaşamıştır. Bu noktada Golan'daki işgali genişletme ve Dürzileri himaye bahanesiyle de Suriye'nin güneyindeki nüfuz alanı oluşturma stratejisi hayata geçirilmiştir.[i]
Karada ve havada görülmemiş yoğunluk
Esed rejiminin 2013-2024 arasındaki on bir yıllık döneminde İsrail'in gerçekleştirdiği hava saldırısı sayısı yaklaşık 380 iken, yeni yönetimin ilk yılında bu rakamın bini aşması, dönüşümün niceliksel boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Kara saldırılarında da benzer bir tablo söz konusudur. İç savaş boyunca marjinal düzeyde (13 yılda 91 saldırı) seyreden kara operasyonları, devrim sonrası yaklaşık iki yıllık dönemde 716'yı aşmış, yüksek bir yoğunluğa ulaşmıştır. Bu veriler, İsrail'in söyleminde sıkça vurgulanan "geçici güvenlik tedbiri" tezini zayıflatmakta; aksine 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın fiilen geçersiz kılındığı, tampon bölgenin aşılarak Hermon Dağı'na kadar uzanan kalıcı bir askeri varlığın tesis edilmeye çalışıldığı bir sürece işaret etmektedir. Ayrıca Dürzilerin de himaye edilmeye çalışılmasıyla Golan ile Süveyda'daki yasadışı grupların kontrolündeki saha arasındaki mesafe, kuş uçuşu 50 kilometreye düşmüştür.
Cebel Başan konumlandırmasını anlamak: Dürzilerin araçsallaştırılması
İsrail'in, Süveyda merkezli Dürzi nüfusunu ve Hikmet Hicri liderliğindeki milis yapılanmasını Suriye'ye nüfuz etme ve merkezi yönetimi zayıflatma iddiasının taşıyıcı unsuru hâline getirmesi son dönemdeki dikkat çeken noktalardandır. "Cebel el-Arab" isminin Tevrat kökenli "Cebel Başan" ifadesiyle değiştirilmesi, Golan'daki genişleme hareketine "Başan Oku Harekâtı" adının verilmesi ve İsrailli yerleşimci grupların kendilerini "Başan'ın Öncüleri" olarak tanımlaması, tesadüfi bir söylem tercihi olmaktan öte, sembolik-teolojik bir zemin üzerine inşa edilen sistematik bir projeyi göstermektedir. Hicri'nin Şam yönetimiyle her türlü uzlaşı arayışından uzak durması, bağımsızlık ya da İsrail'e katılma taleplerini tekrarlaması ve Netanyahu yönetimine açık destek beyan etmesi, bu yapının Tel Aviv'in uzun vadeli hesaplarıyla örtüştüğünü teyit eder niteliktedir. Ne var ki Süveyda'daki demografik gerçeklik –sınırlı nüfus ve bu nüfusun tamamının ayrılıkçı olmaması– söz konusu projenin bağımsız bir egemenlik hedefinden ziyade, İsrail destekli bir bütünleşme arayışı olarak okunması gerektiğini düşündürmektedir. Bunun yanında 50 kilometrelik mesafe aralığında, Dera ve çevresinde ciddi bir Arap nüfusun mukim bulunması ve Şam yönetiminin de bu işgali karşı direnebilecek asimetrik araçlara sahip olması, kısa vadede yeni bir işgali mümkün kılmamaktadır. Ancak İsrail'in bölgeyi insansızlaştırmaya (tarım alanlarının kimyasallarla hedef alınması, gözaltı ve kontrol noktası kurma faaliyetleri, güvenliksiz ortam çabaları) yönelik attığı adımlar, uzun vadeli planlar hususunu gözler önüne sermektedir.
Tel Aviv'in söylemsel kurgusu: İşgali gölgeleme
İsrail'in askeri genişlemesi, aynı zamanda sistematik bir söylemsel inşa ile desteklenmektedir. "Güvenlik bölgesi", "terörist unsurlar", "tehdit" ve "Dürzi kardeşliği" gibi kavramların yoğun tekrarı, sahadaki fiili işgali kamuoyu nezdinde zorunlu bir savunma refleksi olarak sunma işlevi görmektedir. Bu kavramsal ikame, yalnızca uluslararası kamuoyunu ikna etmeye değil, aynı zamanda Şam yönetiminin kendi toprakları üzerindeki egemenlik iddiasını tartışmalı hâle getirmeye de hizmet etmektedir. Bu hususta Şam yönetimi, geçmiş irtibatları nedeniyle hedef alınmakta, uluslararası toplumun Şam yönetimiyle uzlaşısı da ayrıca sorunsallaştırılmaktadır. Ancak bu noktada Şam yönetiminin her geçen gün uluslararası toplum nazarında itibar kazandığı ve 7 Ekim sonrası dönemde İsrail'in uluslararası anlamda söylemsel gücünün görece zayıfladığı gözden kaçırılmamalıdır.

13