Trump'ın "barış" şantajı

ABD'nin İran'a yönelik başlattığı savaşın doğrudan Amerikan çıkarlarıyla değil, İsrail'in hedefleriyle ilgili olduğunu hep belirttik.

Nitekim Trump da bu gerçeği perdelemeye hiç kalkışmadı. Trump, neredeyse her konuşmasında, İran'a karşı başlattığı savaşın, hiçbir ABD başkanının yapamadığı bir şeyi, yani İsrail'e karşı sorumluluğunu yerine getirmek anlamına geldiğini ifade etti.

Birkaç uluslararası ilişkiler uzmanı hariç, zaten kimse İran saldırısının Çin'i çevreleme veya küresel Amerikan hegemonyasını pekiştirme gibi neo-con hikayelerine inanmadı.

Açıkça görüldüğü gibi, ABD'nin İran'a karşı açtığı savaş, İsrail'in bölgesel ihtiyaçları üzerinden şekillendi.

Trump'ın bugün İran ile aradığı barış anlaşması da savaşın gerekçesinde olduğu gibi İsrail'in beklentilerine göre şekilleniyor. Trump, savaşla yol açtığı istikrarsızlığı çözme bedelini, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Ortadoğu'daki devletlerin "İbrahim Anlaşmaları"yla İsrail'e kesin biat etmesi koşuluna bağlıyor. Filistin devletinin tabutuna çivi çakmak anlamına gelen İbrahim Anlaşmaları, aynı zamanda bölgede İsrail hegemonyasının yerleşmesi demek.

Trump ve Netanyahu'nun İran'a açtığı savaşın hedefi zaten İsrail'i bölgenin hakim gücü haline getirmek; diğer bölgesel aktörleri zayıflatarak, savaşla ya da barışla teslim almak ve onları İsrail'e boyun eğdirmekti.