Suriye'nin kalbi Halep'e yerleşerek buradaki Kürt nüfusu kalkan olarak kullanan, istikrarsızlık üretmeye çalışan ve aynı zamanda Türkiye'deki çözüm sürecini sabote etmeyi hedefleyen SDG provokasyonu, birkaç gün içinde büyük bir ustalıkla boşa çıkarıldı.
Halep'in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan kriz; SDG'nin hastaneleri karargaha dönüştürmesi, Kürt sivilleri canlı kalkan olarak kullanması ve tahrik amaçlı saldırılarla Şam yönetimini bir tuzağa çekme girişimiydi. Nihai hedef, Ahmed Şara yönetimini sivillere zarar veren bir aktör konumuna düşürmek ve uluslararası alanda zor durumda bırakmaktı.
Zaten bir süredir Suriye sahasında Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'yı sıkıştırmaya, ABD ve Batı nezdindeki desteğini zayıflatmaya dönük ciddi arayışlar dikkat çekiyordu. Bu arayışların ilk somut adımı, DEAŞ'ın ABD devriyesine yönelik saldırısı oldu. İki Amerikan askerinin hayatını kaybettiği bu saldırıya Beyaz Saray'ın cevabı ise Şam yönetimine verilen desteği artırmak şeklinde geldi.
SDG'nin Halep'teki provokasyonu da amaç ve hedefler bakımından bu saldırıdan farklı değildi. SDG, Şam yönetimini sivillere zarar verecek bir çatışmanın içine çekmek istedi. Kürt sivilleri canlı kalkan olarak kullanan, hastanelere yerleşerek buraların ateş altına alınması için bilinçli tahrikler yapan SDG'ye karşı Şam yönetimi son derece profesyonel bir tutum sergiledi. Uluslararası bir krize yol açmadan Halep'i bu terör unsurlarından temizlemeyi başardı.
Dikkat edilirse SDG, bir yandan Halep'te sivilleri de kapsayan bir çatışma çıkarmaya çalışırken, diğer yandan ABD'yi Şam yönetimine müdahaleye zorlamayı hedefliyordu. Haseke'deki Amerikan yerleşkesi önünde SDG yandaşlarının çıkardığı olayların arkasındaki temel motivasyon da buydu. Amaç, Washington'u doğrudan sahaya çekmekti. Kandil merkezli bu taktik, Halep'te devreye sokuldu ancak karşılık bulmadı.

4