Şam-SDG Masası: Ankara ne görüyor, ne bekliyor

Şam ile SDG arasında yeniden temas kurulduğuna dair haberler artıyor. Mazlum Abdi'nin Şam'a gidip gitmediği net değil; taraflar bu konuda bilinçli bir muğlaklık yaratıyor. Ancak Ankara açısından mesele ziyaretin kendisi değil, bu temasların nereye evrileceği.

Türkiye, 10 Mart'ta varılan mutabakatı başından beri dikkatle izliyor. Bu mutabakatın özü açık: SDG'nin silahlı yapısını tasfiye etmesi, Suriye ordusuna entegre olması ve merkezi devlet yapısını kabul etmesi. Ankara'ya göre bu, Suriye'de istikrarın ve Türkiye sınır güvenliğinin asgari şartı. Fakat sahadaki tablo, bu yönde güçlü bir irade olduğunu henüz göstermiyor.

Ankara'nın okuması net: SDG masaya oturuyor ama ayak sürüyor. "Entegrasyon" kavramını genişletiyor, zamana yayıyor, şartlara bağlıyor. Askeri varlığını ve fiilî kontrol alanlarını korurken, siyasi kazanımlarını garanti altına almaya çalışıyor. Özellikle "ademi merkeziyetçilik" talebi, Ankara için bir kırmızı çizgi. Bu talep, sadece Şam'la bir pazarlık konusu değil; Suriye'nin fiilen iki yönetime bölünmesi anlamına geliyor.

Türkiye, bu noktada Şam'la benzer bir yerde duruyor. Üniter devlet vurgusu hem Şam'ın hem Ankara'nın ortak paydası. Bu nedenle SDG'nin "özerklik" ya da "yerel yönetim yetkilerinin genişletilmesi" söylemi, Ankara'da iyi niyetli bir talep olarak değil, kalıcı bir statü arayışı olarak okunuyor.

Bir diğer önemli başlık ise dış aktörler. SDG'nin ABD ile kurduğu ilişki zaten bilinen bir gerçek. Son dönemde İsrail'le temas iddialarının gündeme gelmesi ise Ankara ve Şam'da aynı anda şüphe yaratıyor. Türkiye'ye göre bu tür temaslar, SDG'ye sahada olduğundan daha güçlü olduğu hissini veriyor ve entegrasyon sürecini bilinçli olarak yavaşlatıyor.