İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ülkesinin dış tehdit değerlendirmesinde "Şii ekseni" yerine "Sünni ekseni" vurgusunu öne çıkarması, önümüzdeki döneme dair önemli kırılmaların bir işaret fişeği niteliğinde. Bu değişimin sonuçlarını en fazla hissedecek ülkelerin başında Türkiye geliyor.
Netanyahu'nun "Sünni ekseni" ifadesiyle işaret ettiği lider ülkenin Türkiye olduğu açık. Esad rejiminin devrilmesinin ardından Ankara'nın Suriye ve genel olarak Ortadoğu denkleminde artan etkisi, İsrail'in tehdit algısını yeniden tanımlamasına yol açtı. Ancak asıl belirleyici unsur, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Gazze'de yaşanan soykırımı durdurmaya dönük diplomatik hamleleri ve İsrail karşıtı bölgesel bir siyasi zemin oluşturma çabası oldu.
Ortadoğu'da uzun bir aradan sonra -kapsamı sınırlı da olsa- İsrail politikalarına karşı eşgüdüm üretebilen bir hat ortaya çıktı. Bu hattın, Batı kamuoyu ve siyasetinde İsrail aleyhine etki üretmeye başlaması, Tel Aviv'in stratejik değerlendirmelerinde Türkiye'yi "düşman" olarak öncelikli tehdit listesine almasını getirdi.
Nitekim eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in "Türkiye yeni İran'dır" minvalindeki açıklamaları, Ankara'nın artık Tel Aviv tarafından diplomatik ifadeyle "rakip", gerçekte ise "düşman" olarak konumlandırıldığını gösteriyor.
Hindistan'dan Kıbrıs ile Yunanistan'a, çeşitli Afrika ve Arap ülkelerine uzanan hatta kurmaya çalıştığı "Altıgen ittifak"la İsrail, Türkiye'yi sınırlamayı ve çevrelemeyi amaçlıyor.
Dikkat çekici olan ise şu: İsrail'in Türkiye'yi "Sünni eksen" başlığı altında öncelikli tehdit kategorisine yükseltmesine rağmen, bu yaklaşımın Türkiye'de yeterince tartışılmaması. Daha da önemlisi, tam bu dönemde içeride "laiklik bildirileri" üzerinden eski fay hatlarının yeniden hareketlenmesi.

5