Bu bakış açısı ve iddia, İsrail devletine yakın, yarı resmi sayılabilecek bir sosyal medya hesabına ait.
SDG'nin Şam yönetimiyle entegrasyon tercihini şöyle değerlendiriyorlar:
"Kürt liderliğindeki SDG'nin dağılması ve Suriye ordusuna zorla entegre edilmesinin ardından, Kürtler yıllarca cihatçılara karşı savundukları bölgelerde şimdi Suriye'nin İslamcı liderliğindeki hükümetine ait silahlı güçlerin mahallelerine ilerlediğini izliyor. Tanrı onlara yardım etsin!"
Bu yaklaşım, şüphesiz İsrail'in Suriye'de stratejik bir müttefik kaybetmenin yarattığı olumsuz ruh halini yansıtıyor. Ancak SDG'yi "cihatçı" söylemiyle eleştiren yalnızca İsrail değil; ilginçtir ki Kürt milliyetçi çevreleri de SDG'yi Suriye'de cihatçılara teslim olmakla suçluyor. Hala o küçümseyici "El-Colani", "cihatçılar" ifadelerini dillerinden düşürmüyorlar. Bakış açıları, neredeyse İsrail'in bire bir kopyası.
Avrupa'da konuşlanan bu Kürt milliyetçi gruplar yalnızca Suriye özelinde eleştiri getirmiyor; asıl endişeleri İmralı ve PKK'nın Türkiye ile çözüm sürecine başlaması ve terör eylemlerine son verme niyeti. Bu nedenle İmralı özellikle hedef alınıyor. Öcalan'ın Ankara'nın talebi doğrultusunda "Rojava'yı El Kaide uzantısı HTŞ'ye teslim ettiği" propagandası yapılıyor.
İmralı-Kandil-DEM hattı ile bu milliyetçi Kürt grupları arasında adeta bir savaş var. Kürt milliyetçilerin son yıllarda çok sayıda haber sitesi kurduğu ve sosyal medyadaki etkinliğini artırdığı da dikkat çekiyor. Bu kavganın en büyük argümanı ise yukarıda alıntıladığımız, İsrail'in de kullandığı o "cihatçı" söylemi. Sanki ortada özerk bir devlet varmış ve bu devlet feshedilip anahtarlar Şam'a teslim edilmiş gibi.

2