Kandil "iç cepheye" değil, "dış cepheye" kulak kesilmiş

İsrail'in hem genel olarak bölgemiz için hem de Türkiye için büyük bir tehdit oluşturduğu tespit ve değerlendirmeleri uzunca bir süredir yapılıyor. CHP dışında toplumun büyük bir kesimi böyle bir tehdidin varlığına inanıyor. "Cumhur ittifakı" da bu tehdidin farkında olarak "Terörsüz Türkiye" sürecini başlattı.

Amaç belli; iç cepheyi güçlendirmek, ülkede birlik ve beraberlik duygusunu artırmak, bölünme tehlikesini bertaraf etmek ve dış tehditler karşısında güçlü toplumsal-siyasal bir dayanışmayı oluşturmak.

"Terörsüz Türkiye" süreci, ayrıca, daha somut bir adım olarak Türkiye'yi 40 yıldır meşgul eden terör sorununa son vermeyi amaçlıyor. İç kargaşayı sonlandırmadan dışarıya karşı sağlam bir duruş sergilemek elbette mümkün değil.

Ne var ki 40 yıldır Türkiye'yi hedef alan; Suriye, Irak ve İran'da silahlı uzantıları bulunan; Türkiye ve Avrupa'da siyasi uzantıları olan; bugüne kadar İsrail'den tutalım ABD, İngiltere ve Fransa'ya, İran ve Irak'tan tutalım Suriye'deki Esad rejimine kadar neredeyse bütün bölge devletlerinin kullandığı bu örgütün "iç cephenin" güçlendirilmesine nasıl bir katkı vereceği akıllarda önemli bir soru olarak yerini koruyor.

İmralı'da örgütün kurucusu Abdullah Öcalan tarafından yapılan "örgütün feshi" ve "silahları bırakma" çağrısı kısmen karşılık bulmuş, sürecin ilk aşaması olumlu tamamlanmıştır. Silahların teslim edilmesiyle ilgili henüz bir gelişme kaydedilmese de bu konuda iktidar cephesinde olumlu bir beklenti söz konusudur. Kandil'deki örgüt yöneticileri de aldıkları karardan geri dönüş olmadığının altını çizerek bu iyimserliği pekiştirmektedir.

40 yıldır devam eden ve binlerce vatandaşımızın hayatına mal olan ve yabancı istihbarat servislerinin dahil olmasıyla iyice girift hal alan bu terör sorununun sihirli bir kaç dokunuşla çözülmesini beklemek elbette yanlış. İmralı ile görüşmeleri sürdüren MİT ve devletin en üst düzeydeki yöneticilerinin de bu gerçeğin farkında olduğundan şüphe yok. Çok zorlu, karışık, çözülmesi sabır gerektiren ve siyasi risklerle dolu olan bu sürecin adım adım ilerlemesini beklemek gerekiyor. Küçük adımlarla dahi olsa iç cepheyi güçlendiren her katkının ülkemiz için son derece önemli olduğu ortada. Bu süreçte en önemli yan tarafların samimi olması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakı ortağı Devlet Bahçeli son derece samimi. Bunu kanıtlamalarına hiç gerek yok; milletin önünde yaptıkları açıklama ve niyet beyanları tartışmasız şekilde bu süreçte samimi olduklarını ortaya koyuyor. Bu sürecin muhatabı olarak İmralı'da Abdullah Öcalan'ın da samimi olduğu görülüyor. Öcalan, örgütünden farklı olarak ABD ve İsrail tehdidine karşı devletin yanında duracağını açıkça ifade edip örgütünü de bu çizgiye gelmeye davet ediyor.