İran yağmasa da gürlüyor

İran'ın ABD ile yürüttüğü müzakereleri Türkiye'den alıp Umman'a taşıması, Tahran-Ankara hattında uzun süredir örtük biçimde var olan hoşnutsuzluğu görünür kıldı. Bu tercih, iki ülke ilişkilerinde bir yöntem değişikliğinden çok daha fazlasına işaret ediyor: İran'daki rejimin, kiminle geçici, kiminle kalıcı bir hesaplaşma içinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Tahran yönetimi açısından ABD ve İsrail'le yaşanan krizler taktik ve geçici. Buna karşılık Ankara, İran rejiminin zihninde stratejik ve uzun vadeli bir rakip olarak konumlanıyor. Müzakerelerin Türkiye'den çekilmesi, bu bakış açısının diplomatik bir yansıması niteliğinde.

Nitekim Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik tehdit dilinin içeriği de bu tabloyu destekliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin bir süredir ısrarla tekrarladığı "ABD'yi vuramayız ama komşu ülkelerdeki üslerini vurabiliriz" çıkışı, ilk bakışta Washington'a yönelik gibi görünse de esasen İran'ın çevresindeki ülkelere verilmiş bir gözdağıdır. Arakçi'nin şu sözleri bu yaklaşımı açıkça ortaya koyuyor:

"Washington'un bize saldırması durumunda ABD topraklarını hedef alacak doğrudan bir imkanımız yok. Ancak böyle bir senaryoda ABD'nin bölgedeki askeri üslerini vururuz."

Burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor: İran başka bir şeydir, Tahran'daki rejim başka. Rejimin en mahir olduğu alan, İran halkını uyutmak ve sindirmek için kullandığı bu yüksek perdeli tehdit söylemidir. İçeride baskı altında olan yönetim, bu dili bir güç gösterisi ve şov aracı olarak kullanıyor. Ancak perde arkasında, İran halkını değil, rejimin kendisini kurtarmak adına ABD ve İsrail'le uzlaşma kanallarını açık tutmaya çalışıyor.