Batı emperyalizmine karşı mücadelede bugüne kadar şüphe duymadan İran'ın yanında durduk. İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaşta da gönlümüz İran'dan yanaydı. İktidarıyla, muhalefetiyle, toplumuyla Türkiye'de genel eğilim netti: Batı emperyalizmine karşı verilen mücadelede destek İran'a yönelmişti.
ABD Başkanı Trump'ın İran'a karşı başlattığı savaş hazırlıkları karşısında da hem Ankara hem de toplum düzeyinde açık ve kararlı bir tutum alındı. Olası bir Amerikan saldırısına karşı çıkılacağı net biçimde ortaya kondu.
Hatta Amerikan medyası bile -başta Wall Street Journal olmak üzere- İsrail'in yoğun kışkırtmalarına rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın öncülüğündeki bölgesel diplomasi trafiğinin saldırıyı durdurduğunu, Trump'ı geri adım atmaya ikna ettiğini yazıp durdu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, meselenin masada çözülmesi için müzakerelere ev sahipliği yapmayı da üstlendi. Bu teklif, Türkiye'nin ağırlığını İran'dan yana koyduğunu ve yeni bir savaşın önüne geçmek için ciddi bir irade ortaya koyduğunu açıkça gösteriyordu.
Ne var ki İran cephesinin, şaşırtıcı biçimde Ankara'yı devre dışı bırakma çabasına girdiği anlaşıldı. Müzakerelerin İstanbul yerine Umman'a taşınmasının istendiği ortaya çıktı.
Tahran bu tercihini, müzakerelerin kapsamı ve içeriğinde değişiklik yapılmak istenmesiyle gerekçelendirse de, New York Times'ta dün yayımlanan haber, asıl amacın Türkiye'yi tümüyle dışlamak olduğunu gösteriyor.
Habere göre İran, ABD ile yalnızca nükleer programını değil; balistik füzelerini ve Ortadoğu'daki vekil gruplara verdiği desteği de kapsayan doğrudan görüşmeleri kabul etmiş durumda.
İstanbul'un müzakerelere ev sahipliği yapmasını en çok istemeyen aktörün İsrail ve Netanyahu olduğu kuşkusuz. Ankara, Gazze'de nasıl devreye girip soykırımın önünü kesmeye çalıştıysa, İstanbul'daki ev sahipliğiyle de ABD-İran savaşını engellemişti. Bu, ABD'yi İran'a karşı sürekli kışkırtan İsrail'in isteyeceği en son şeydi.

5