Suriye ordusunun son haftalarda sahada sergilediği ilerleyişi izlerken, insanın aklına ister istemez Esad rejiminin devrildiği Suriye devriminin ilk günleri geliyor. Ahmed Şara liderliğindeki muhaliflerin Halep'i kurtardıktan sonra Hama, Humus ve Şam'a uzanan yürüyüşü nasıl tarihsel bir kırılma yarattıysa, bugün yaşananlar da Suriye için benzer bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Esad'ın devrilmesiyle Suriye devrimi siyasi olarak başarıya ulaşmıştı; ancak ülkenin doğusunda ve batısında SDG'nin varlığı, merkezi devlet otoritesinin tam anlamıyla tesis edilmesini engelliyor, devrimi fiilen yarım bırakıyordu. Dahası, SDG'nin iç savaşın başından bu yana Esad rejimiyle kurduğu örtülü ve zaman zaman açık iş birliği, sahadaki pek çok örnekle artık inkar edilemez bir gerçeklikti. Birçok bölgede danışıklı bir denge siyaseti izleyen SDG, ne rejimle ne de Suriye'nin bütünlüğüyle gerçek anlamda hesaplaşmadı.
10 Mart'ta yapılan müzakerelerden sonuç alınamaması, SDG'nin bizzat imza attığı anlaşmayı oyalaması ve sahada ayak diremesi, Suriye ordusunun düğmeye basmasına yol açtı. Halep'in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde başlatılan operasyonun kısa sürede başarıya ulaşması, sürecin seyrini belirledi. Ardından Halep'ten Deyr Hafir'e, oradan Tabka ve Rakka'ya uzanan askeri ilerleyişle SDG unsurlarının sistematik biçimde temizlenmesi, artık yeni bir safhaya geçildiğini gösteriyor.
Bugün yaşananlar, sadece bir askeri operasyon değil; Suriye devriminin eksik kalan halkasının tamamlanmasıdır. Bu nedenle sahadaki gelişmeleri "ikinci bir Suriye devrimi" olarak nitelemek abartı değildir.
SDG'nin mevzilerinin kısa sürede çökmesi ve geride bıraktıkları tablo, Esad güçlerinin çözülüşünü hatırlatacak ölçüde düzensiz ve panik halindeki bir kaçışı yansıtıyor. Bu tablo, sadece askeri bir yenilgiyi değil, aynı zamanda derin bir psikolojik çöküşü de işaret ediyor.

5