Rusya ve Çin, İran söz konusu olduğunda gerçekten "stratejik ortak" mı
İsrail ile İran arasındaki 12 günlük savaş ve ardından gelen ABD-İsrail ortak saldırıları, uluslararası ilişkilerin ne kadar kaygan bir zemin olduğunu bir kez daha gösterdi. İran, ABD-İsrail saldırıları karşısında "stratejik ortak" dediği iki ülke tarafından yalnız bırakıldı.
Elbette kimse Moskova ya da Pekin'in İran için savaşa girmesini, ABD ve İsrail'e cephe açmasını beklemiyordu. Mesele bu değil. Mesele, İran'ın en temel savunma ihtiyaçları karşısında bile bu ülkelerin isteksiz kalması.
Rusya, 2025 başında İran'la "stratejik ortaklık" anlaşması imzaladı. Ama söz verdiği taşınabilir savunma sistemlerini göndermedi. "Stratejik ortaklık" kağıt üzerinde kaldı.
Daha önce de benzer bir tablo vardı. Rusya, Suriye hava sahasını kontrol ettiği dönemde bile İsrail, İran hedeflerini rahatça vurabiliyordu. İsrail söz konusu olduğunda Moskova hep bir gerekçe buldu. Açık bir duruş yerine, mesafeli ve hesapçı bir tutum tercih etti.
Vladimir Putin'in, Ali Hamaney'in ABD ve İsrail tarafından öldürülmesine ilişkin taziye mesajı da bu tabloyu değiştirmiyor. İran'ın talep ettiği ve üzerinde anlaştıkları savunma sistemleri gönderilmedi. Moskova, sözde stratejik ortağının çaresizliğini izlemekle yetindi.
Oysa İran, Rusya'nın en zor döneminde yanında durdu. Ukrayna savaşında gönderdiği insansız hava araçlarıyla sahadaki dengeleri etkiledi. Karşılığı bu mu oldu
Gelelim Çin'e.
İran'ın "en büyük müttefiki" olarak anılan Çin, ne 12 günlük savaşta ne de son saldırılarda kayda değer bir destek verdi. Yıllardır tekrarlanan bir tez var: "ABD, İran'a saldırarak aslında Çin'i sınırlıyor. İran, Çin'in Kuşak-Yol projesi için stratejik önemdedir. İran'a saldırı, dolaylı olarak Çin'e saldırıdır."
Bu söylemin sahada bir karşılığı olmadığı artık daha net görünüyor. ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını Pekin hiçbir zaman kendisine yapılmış bir hamle gibi okumadı.

3