Suriye'deki gelişmeler, Türkiye'deki hararetli siyasi gündemin tam merkezinde yer alıyor. Görünen o ki bu mesele, yalnızca bölgesel bir güvenlik başlığı değil; aynı zamanda ahlaki bir turnusol kağıdı işlevi de görüyor.
Şam yönetiminin SDG ile varılan anlaşmayı 15 gün uzatması, gerekçesi her ne kadar DEAŞ'lı 7 bin mahkûmun Irak'a sevki olarak açıklansa da, son derece olumlu bir adımdır. Satır aralarında, YPG'nin 18 Ocak'ta varılan mutabakata uyma ihtimalinin belirmesi ise bu süreci daha da anlamlı kılıyor. Bundan da önemlisi, Suriye yönetiminin Haseke'ye insani koridor açma kararıdır. İşte tam da bu noktada, PKK/YPG'nin yıllardır alışık olduğumuz istismar siyaseti yeniden devreye sokulmuştur.
Günlerdir PKK/YPG yanlısı medya ve sosyal ağlar üzerinden dolaşıma sokulan kurgu videolarla, "kafa kesen cihatçılar", "Kürtlere zulmeden Şam yönetimi" algısı inşa edilmeye çalışılıyor. Oysa Ahmed Şara liderliğindeki Şam yönetiminin 10 Mart mutabakatından bu yana sergilediği tutum, açık biçimde uzlaşmacı ve çözüm odaklıdır. Şara'nın yayımladığı, Kürtleri Suriye'nin asli unsuru olarak tanımlayan kararname, bu konuda herhangi bir ayrımcı yaklaşımın söz konusu olamayacağını net biçimde ortaya koymaktadır.
Aynı çizgi Ankara'da da vardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın defalarca vurguladığı gibi, Kürtler Suriye'nin ayrılmaz bir parçasıdır ve tüm haklara sahip eşit yurttaşlardır. Gerek Şam yönetimi gerekse Türkiye, SDG'yi yok sayan bir yaklaşım içinde olmamış; aksine entegrasyon temelinde siyasi çözüm arayışlarını desteklemiştir.
Buna karşın, Türkiye'deki kanlı yüzünü çok yakından tanıdığımız PKK/YPG'nin Suriye pratiği baştan sona bir "terör parantezi" içinde şekillenmiştir. SDG'nin kontrol ettiği bölgelerde inşa edilen yapı, Kampoçya'daki Kızıl Kmerler'i hatırlatan bir korku rejimidir. Sivillerin canlı kalkan olarak kullanılması, keskin nişancı terörü, etnikçi bir zihniyetle Arap nüfusun düşmanlaştırılması bu pratiğin temel unsurlarıdır. Halep'ten başlayarak Arap sivilleri hedef alan YPG keskin nişancıları, Bosna'da sivilleri avlayan Sırp nişancıları aratmamıştır. Yıllar boyunca Arap köylerine yapılan baskınlar, kadın ve çocukların dahi katledildiği saldırılar hafızalardadır.
Ne yazık ki PKK/YPG'nin Türkiye'deki siyasi uzantıları, "Kürtlere soykırım yapılıyor" kara propagandasıyla bu kanlı tabloyu örtmeye çalışmaktadır. Oysa bu coğrafyada hangi halk zulme uğrarsa uğrasın, onun en güçlü koruyucusu Türkiye olmuştur. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

3