DEM'in "hukuki zemin" şartı: Öcalan'a af

Yeni çözüm sürecini başlatan çağrıların en önemlilerinden biri, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı ve PKK ile tüm uzantılarının feshedilmesi, silahların bırakılması yönündeki açıklamaydı.

Bu çağrının ardından İmralı-Kandil-DEM cephesinden gelen açıklamalarda ortak bir vurgu öne çıktı:

"Hukuki zemin oluşturulmalı" ya da "hukuki güvence sağlayacak adımlar atılmalı."

Bu doğrultuda Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde komisyonlar kuruldu; "eve dönüş", "infaz yasasında değişiklik" gibi başlıklar hukuki güvence kapsamında ele alınmaya başlandı.

Ancak İmralı-Kandil-DEM hattında mikrofonu kapan herkesin tekrarladığı tek bir cümle vardı:

"Hukuki güvence şartı yerine getirilmeli!"

Kamuoyu ise haklı olarak şu sorunun yanıtını aradı:

Nedir bu hukuki güvence, ne istiyorlar

Devletin bu talebin neye karşılık geldiğini bilmediğini düşünmek elbette safdillik olur. Fakat Kandil'in sürekli yuvarladığı bu talep, DEM cephesinden ilk kez bu kadar açık bir şekilde dillendirildi. DEM Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları dün şu ifadeyi kullandı:

"Öcalan dahil tüm siyasi tutsaklar afla bırakılmazsa hukuki zemin eksik kalır."

Aslında DEM Parti adına yapılan bu açıklama, daha önce TBMM heyetinin İmralı ziyaretinde de netleşmişti. Abdullah Öcalan, kendisini kapsayacak özel bir düzenleme talep ederek "hukuki zemin"den ne kastettiğini zaten büyük ölçüde anlatmıştı.

Görünen o ki, Meclis komisyonunda son aşamaya gelen çözüm süreci çalışmalarının tıkanacağı nokta tam da burası olacak.

Çünkü İmralı-Kandil-DEM cephesi, iddia edildiği gibi Kürtler adına kapsamlı talepler ileri sürmüyor. Öne sürülen başlıkların büyük bölümü vitrin süsü. Baştan beri talep edilen "hukuki güvence"nin özü, Öcalan'a af.