TBMM Heyeti'nin İmralı ziyareti sonrasında kamuoyuna yansıyan ve ciddi bir tartışma yaratan başlıklardan biri, Abdullah Öcalan'a atfedilen şu sözlerdi:
"Süreç başarısız olursa darbe mekaniği Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a doğru işleyebilir."
Bu tespitin ne anlama geldiği, neyi ima edip neyi etmediği günlerce tartışıldı. Kimi çevreler bunu açık bir "tehdit" olarak yorumladı, kimileri ise Öcalan'ın geçmiş deneyimlerinden süzdüğü bir siyasal okuma olarak değerlendirdi. Tartışmanın sağlıklı yapılabilmesi için önce Öcalan'ın Meclis heyetiyle görüşmede tam olarak ne söylediğini not düşmek gerekiyor. Aktarılan ifadeye göre Öcalan, "başarı sağlanamazsa darbe mekanizmasının başta Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı için işleyeceğini" dile getiriyor.
Ancak Suriye sahasında SDG'nin zemin kaybetmesiyle birlikte, tartışmanın yönü de hızla değişti. Kandil ve DEM'e yakın çevrelerde, özellikle de bazı liberal yazarlar üzerinden Öcalan'ın konumu sorgulanmaya başlandı. Ruşen Çakır'ın, Öcalan'ın SDG'nin Suriye'de yaşadığı gerilemeyi engelleyememesinin onun "Kürt hareketi" içindeki ağırlığını zayıflattığı yönündeki değerlendirmesi, aslında "darbe mekaniği"nin devlet merkezli değil; Tel Aviv-Kandil hattında işlediğine işaret ediyordu.
Oysa Öcalan'ın başından beri temel kaygısı, İsrail'in kendisini devre dışı bırakacak hamleler yapmasıydı. Bu mekanizmanın, geçmiş örneklerde olduğu gibi Ankara merkezli işleyeceğini ve süreci başlatan Bahçeli ile devletin başındaki Erdoğan'ı hedef alacağını varsayıyordu. Fakat FETÖ'nün devlet içinden temizlenmesi, İsrail'in Ankara üzerindeki etki alanını da büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
Bu noktada bakılması gereken asıl yer, İsrail'in etkili olduğu SDG/YPG yapısıdır. Kandil, YPG ve DEM'e yakın kalemlerin, Öcalan'ı Suriye'deki yenilginin ve SDG'nin başarısızlığının "günah keçisi" ilan etmeleri, darbe mekaniğinin hangi merkezden çalıştığını açık biçimde göstermektedir. Suriye'deki gelişmeler sonrası Ankara'nın İmralı'yı siyasal denklemde tutma çabasının artması da bu tabloyu teyit etmektedir. Öcalan'ı aktör olmaktan çıkarmak isteyen hattın Tel Aviv-SDG-Kandil hattı olduğu giderek netleşmektedir.
Öcalan'ın "İsrail'in Haşdi Şabisi" olarak tanımladığı SDG, son on yılda elde ettiği kazanımları, Öcalan'ın dönüşüm ve entegrasyon çağrılarıyla koruyabilirdi. Buna karşılık 10 Mart Mutabakatı'na ayak diremesi, Kandil ve DEM'in de bu tutumu desteklemesi Suriye'deki başarısızlığın temel nedenidir. Dahası, bu direncin arkasında İsrail'den gelecek desteğe duyulan beklenti yatıyordu. Bu beklentiyle, Öcalan'ın çağrılarının aksine bir Suriye politikası benimsendi. Beklenen destek gelmeyince ise hayal kırıklığıyla birlikte, yaşananların sorumlusu olarak Öcalan hedefe konuldu.

14