Biri barışın, diğeri savaşın anahtarını tutuyor

Trump'ın barış mesajlarından 24 saat sonra İran Devrim Muhafızları gemilere ateş açtı—sivil diplomasi mi askeri elit mi İran'ın gerçek sahibi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Trump'ın Hürmüz Boğazı açıklamasının ardından İran'ın ani yön değiştirmesini, sivil siyaset ile askeri elit arasındaki güç mücadelesinin göstergesi olarak yorumluyor. Müzakerelere rağmen Devrim Muhafızları'nın belirleyiciliği arttığını ve bu dengesizliğin savaş riskini yükseltebileceğini savunuyor. Peki, İran yönetimindeki bu iç çatışma gerçekten barışı tehdit eden bir faktör midir, yoksa Trump'ın ısrarcı taleplerinin kaçınılmaz sonucu mudur?

ABD Başkanı Donald Trump'ın "teşekkür" mesajları ajanslara peş peşe düşmeye başladığında, 28 Şubat'ta başlayan ve bir ayı geride bıraktıktan sonra ateşkes ve müzakerelerle devam eden sürecin kalıcı barışa evrildiği düşünüldü.

Trump, 17 Nisan'da Hürmüz Boğazı'nı açtıklarını duyuran İran'a teşekkür etti; bu süreçte "arabulucu" rolüyle öne çıkan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile -özellikle- İran'la doğrudan temasları yürüten Pakistan Ordusu Komutanı Mareşal Asim Munir'e ayrıca teşekkürlerini iletti. Ve Lübnan ile İsrail arasında ateşkes sağlandığını duyurdu.

Dünya kamuoyu Trump'ın bu mesajlarını, savaşın sonuna yaklaşıldığı ve müzakerelerin kalıcı barışa dönüştüğü şeklinde yorumladı. Küresel piyasalar hızla barışı satın aldı; petrolün varil fiyatı 110 dolardan 81 dolara indi.

Ne var ki Hürmüz'den bir gün sonra, yani İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin "Hürmüz açıldı" mesajından tam 24 saat sonra, 18 Nisan'da İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun iki ticaret gemisine ateş açtığı haberleri geldi. İran devlet medyası ise ABD'nin ablukayı kaldırmadığı gerekçesiyle Hürmüz'de önceki pozisyona dönüldüğünü açıkladı.

İran'ın bu ani yön değişikliği, müzakereleri yürüten siyasi ve diplomatik elitin nihai karar ve irade sahibi olmadığı şeklinde yorumlandı. Devrim Muhafızları'nın bu hamlesi, Hürmüz'ün açılmasını "erken" bulduklarını ve son sözün kendilerinde olduğunu gösterme girişimi olarak değerlendiriliyor.

Bu gelişmeyle birlikte İran'daki iç dengeler yeniden tartışılmaya başlandı: Asıl güç kimde toplanıyor Kararı kim veriyor

Gözler bu soruların merkezindeki isimlere çevrildi.

Ve bugün, -Muhammed Pakpur'un hayatını kaybetmesinin ardından- 1 Mart 2026'da İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanlığı'na getirilen Ahmed Vahidi öne çıkıyor. Vahidi'nin, ABD-İran hattında kritik öneme sahip Hürmüz konusunda "anahtarları elinde tutan" isimlerden biri olduğu düşünülüyor.

Vahidi, Devrim Muhafızları kökenli. Kudüs Gücü komutanlığı yapmış; Savunma ve İçişleri Bakanlığı görevlerinde bulunmuş bir isim. Hem askeri hem sivil güvenlik bürokrasisinin içinden geliyor. Başkomutanlığa atanması da bu çok "derin" geçmişin bir sonucu.

İran'da sivil siyaset zaten hiçbir zaman güçlü değildi; savaşla birlikte Devrim Muhafızları'nın ağırlığı daha da arttı. Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından doğan güç boşluğunu da büyük ölçüde bu yapı doldurdu. ABD ve İsrail'e kayıplar verdirilmesi ve ülkenin dağılmaması, Devrim Muhafızları'nın disiplinini korumasıyla ilişkilendiriliyor.