Barış Nobeli peşinde koşarken savaş suçlusuna dönüşmek...

28 Şubat 2026'da İran'ın Minab kentindeki Shajareh Tayyebeh kız ilkokulu vuruldu. 165'ten fazla öğrenci ve öğretmen hayatını kaybetti. Bu saldırı, ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı operasyonların ilk gününde gerçekleşti. Uydu görüntüleri, video analizleri ve bazı ABD yetkililerinin açıklamaları, saldırının ABD tarafından gerçekleştirilen bir hava saldırısı olduğunu gösteriyor. Videoda görülen füzenin de ABD'nin kullandığı Tomahawk tipi olduğu biliniyor.

ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattıkları savaş muhtemelen iki görüntüyle hatırlanacak: İran'ın dini lideri Hamaney'in öldürülmesi ve 165 kız çocuğunun hayatını kaybettiği okul saldırısı. İran, ABD ve İsrail'in saldırganlığının hukuksuz ve korkunç yüzünü, ABD füzeleriyle hayatını kaybeden kız çocuklarının anısını sembolleştirerek ve propaganda malzemesine dönüştürerek yaşatacaktır.

Bu katliam aynı zamanda "Barış Nobeli" peşinde koşan Trump'ın siciline kara bir leke olarak yazılacaktır. Trump'a muhalif geniş bir çevrenin, İran savaşının Trump için bir zafer olarak anılmasına izin vereceğini sanmıyorum. Hele ki ABD füzeleriyle vurulan bir okul ve 165 kız çocuğunun feci şekilde hayatını kaybettiği bu korkunç olay hafızalarda dururken.

Trump açısından İran savaşının sonunda elde edilebilecek şey en fazla bir Pirus zaferi olabilir; fazlası değil. İran'ı yakıp yıkıp yerle bir etseler bile, tarihe gerçek bir zafer olarak geçecek bir sonuç elde etmeleri zor görünüyor.

Kaldı ki İran, yeni dini lider olarak Müçteba Hamaney'i seçerek rejimin devamlılığı konusunda bir kararsızlık ya da bölünme yaşamadığını gösterdi. Aksine, sistemin bütünlüğünü koruduğunu ve iktidarın sürekliliğinin sağlandığını ortaya koydu.

Müçteba Hamaney'in dini lider olarak seçilmesi yalnızca iktidarın devamlılığını değil; rejimin askeri, siyasi ve toplumsal alanda hala muktedir olduğunu da gösteriyor. Devasa bir kara operasyonu olmadan rejimin devrilemeyeceği gerçeği giderek daha belirgin hale geliyor.