Netanyahu'nun 18-19 Ekim'de ulusal güvenlik doktrinini açıklarken yayınladığı ittifak haritası, aslında bölgenin yeni yükselen güçleri karşısında 1978-79 sonrası oluşan ve İsrail ile İran'ın başını çektiği statükonun güç kaybettiğini, bir dönemin ve İsrail açısından Arz-ı Mevud planlarının sonuna gelindiğini işaret ediyor.
Söz konusu harita, Mayıs 2026'da Almanya merkezli Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) tarafından hazırlanan "Ortadoğu'daki Jeopolitik İttifaklar" başlıklı bir çalışmadır. Vakfın böyle bir analize ihtiyaç duymasının başlıca sebebi, Ortadoğu'da yükselen yeni bir jeopolitik hizalanmayı tespit etmek ve işaret etmekti. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan'ın çekirdeğini oluşturduğu, Suriye, Irak, Katar, Kuveyt, Ürdün, Libya, Sudan'ın bazı kısımları ve Eritre gibi ülkelerin de yaklaştığı bu yapı, bölgenin yeni dönemini şekillendirecek büyük bir ittifak/hizalanma olarak öne çıkıyor.
Karşı tarafta ise İsrail ve BAE, karşı ittifakın çekirdek ülkeleri olarak konumlanıyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs, Etiyopya ve Somaliland gibi aktörler bu eksene yakın duruyor. Diğer yanda ise İran ve direniş ekseni var: İran, Lübnan Hizbullah'ı, Husiler ve Irak'taki Şii milisler.
1978-79'daki İsrail-Mısır anlaşmasından sonra İsrail, bölgenin başat aktörlerinden biri haline geldi. Enver Sedat'ın İsrail'le barışa yönelmesi, Ortadoğu'nun kapılarını Tel Aviv için sonuna kadar araladı. Buna 1979'daki İran Devrimi eklendiğinde, bölgedeki statüko büyük ölçüde bu iki ülkenin kamplaşması etrafında şekillendi. İsrail, Arap devletlerinden sonra kendisine "yeni düşman" olarak İran'ı belirledi. Doğrusunu isterseniz bu da Tel Aviv'in işine fazlasıyla geldi.
7 Ekim "Aksa Tufanı" sonrası gelişen Gazze soykırımı, Lübnan'ın işgali, Suriye devrimi ve Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki işgalini genişletmesi ile ABD ve İsrail'in bu yılın başında İran'a yönelik saldırısı, Ortadoğu'da son elli yıldır süren statükonun da sonunu getiren gelişmeler oldu.

1