Sonbaharın son ayındayız. Hızır günleri bitti, kasım günleri başladı. Anadolu'da kasım ayına koç ayı derler. Çünkü koç katımı zamanıdır. Hani mart ve nisan aylarında kış pâdişahı ile bahar sultan arasındaki "al yazını, ver kışımı" kavgası var ya onun tersini yaşıyoruz. Kış pâdişahı gâlip gelecek.
Tabiatın bâzen hafif hafif, bâzen sertçe esneyerek uykuya çekilmeye hazırlandığı ve beyaz örtüsünü beklediği bu mevsimde soğuğa meydan okuyan çiçekler, rengârenk açmaya başlar. Menekşeler, nergisler, nasıl baharın kışa karşı gâlibiyetine tanıklık edip etrafa neşe saçıyorsa, kasımpatı ve buhûrumeryem de kışın yaklaşmasını neşeyle karşılar.
Anavatanı Çin'de mîlattan önceki yüzyıllarda yüz altmış kadar türü bulunan kasımpatı, o kadar çok seviliyordu ki hakkında şiirler yazılıyordu. Eski bir Çin şehri olan Chu-hsien "kasımpatı şehri" demekti. Bizde nasıl bir "Lâle Devri" varsa Çin'de de "krizantem devri" vardı. Daha sonra Japonlar tarafından keşfedilen krizantem, hânedanın resmî mührü kabul edildi ve hânedan "krizantem hânedanlığı" olarak anılmaya başlandı.
Batılıların krizantem dediği kasımpatı, bizdeki adını çiçek açtığı aydan aldı. Adına dair Fransızlara âit bir hikâye var. Crisan adında fakir bir genç, sevdiği kız için topladığı çiçeklerin arasına "Crisan t'aime" (Krisan tem), yâni "Crisan seni seviyor" yazan bir kâğıt koyarmış.
Fransızların dikkatini 17. asırda çeken ve artık batı ülkelerinin bahçelerini süslemeye başlayan kasımpatı, bundan birkaç asır sonra Osmanlı bahçelerine girer. Şiirde ilk defa Tevfik Fikret'in şiirinde "krizantem" olarak karşımıza çıkar.
Krizantem, bu nâmı pek severim
Önce duydum onun lisânından
Bana mûnisbugün o hâtıradır
Hep onun yadigârıdır kederim
Açılır sonbahar olunca ayân
Krizantem içimde bir yaradır
Bugünlerde sıkça rastlayacağınız kasımpatılara dikkatle bakın. Size bunları fısıldayacaktır. Yaklaşıp iyice kulak verince şunları da duyacaksınız.
"Ben umudun çiçeğiyim. Umut, korkudan güçlü tek duygudur. Korkma, umudunu yitirme!"
.....
Şiir gibi çiçek: Buhûrumeryem
Bir çiçek düşünün zarif mi zarif. İsmi, kendisinden daha zarif: Buhûrumeryem. Aslı buhûr-ı Meryem. Meryem ana kokusu, Meryemana kandili olarak da biliniyor. Fransızlar, sıklamen diyor. Sıcakla başı hoş değil. Salonu sevmiyor. Hava ısınınca kayboluyor. Doğada 20, ülkemizde 10 kadar çeşidi var. Kıbrıs'taki adı tavşan kulağı. Her güzelin bir kusuru olur ya buhûrumeryemin de tıpkı lâle gibi kokusu yok.
Kalp şeklindeki çanak yaprakları; penbe, eflatun, beyaz ve sıklamen rengindeki taç yapraklarıyla âdeta şiir gibi bir çiçek olan buhûrumeryemi, İskender Pala şöyle anlatıyor:
"Meryemana eli denilen çiçek. Eski tıpta safradan başı ağrıyan, gözleri kararan, midesi bulanan kişilere bu çiçeğin kökünü bal ve sirkeyle karıştırarak verirlerdi. Çiçek aynı zamanda günlük ve tütsü olarak da kullanılmıştır. Efsâneye göre, çiçeğin oluşması şöyledir: Hz. Meryem, İsa Peygamberi doğururken zorlanmış ve bir çiçeği tutmuştur. Çiçek sonradan el şeklinde belirmiştir. Ebeler, kolay doğum olması için bu çiçekten yararlanırlarmış."

7