Çanakkale filmleri, 1931yapımı "Tell England" filmiyle başladı. 1932'de Türkiye'de de gösterilen filmin yönetmeni Anthony Asquith, Çanakkale Harbi esnasında Birleşik Krallık Başbakanı olan H. Henry Asquith'in oğluydu.
1933 yılında bir avuç milliyetçi münevverin başlattığı Çanakkale ziyaretleri giderek büyüdü ve 1960'da, Çanakkale Âbidesi dikildi. Bunun sinemaya da yansıması oldu. 1964 yapımı Çanakkale Arslanları, ilk yerli Çanakkale filmimizdi. Yer yer komedi unsurlarına yer verilerek seyircinin ilgisini ayakta tutmaya çalışan iki buçuk saatlik uzun bir filmdi.
1931 yapımı Tell England'dan elli yıl sonra, Avustralyalı yönetmen Peter Weir, Gallipoli filmini çekti. Filmin sponsoru olan Ruppert Murdoch, Çanakkale cephesindeki Anzak askerlerinin vahim durumunu İngiltere'nin öğrenmesini ve ordunun geri çekilmesini sağlayan gazeteci Keith Murdoch'ın oğludur. Çanakkale'de yitirilen Avustralya gençliğini anlatan Gallipoli, ünlü Avustralyalı oyuncu ve yönetmen Mel Gibson'ın ilk dönem filmlerindendir. Film, politik ve sosyolojik tespitleriyle en iyi Çanakkale filmi kabul ediliyor.
Hesapta Türklerin aleyhinde bir şey göstermeyen, sâdece savaşta kaybedilen Avustralya gençliğini anlatan film, subliminal mesajlarla doludur. Ön planda, hem savaşa feda edilen Avustralya gençliği hem de İngilizlerin sömürgecilik vahşeti gösterilirken arka planda ise ilkel ve ahlâksız bir Müslüman halk vardır. Cephede, Anzakların karşısında düşman görmeyiz ama mütemadiyen Avustralyalı gençleri tarayan makineli tüfeği görürüz.
Bitiş sahnesi, çok etkileyicidir. Avustralya'nın geleceğinde sporda çok başarılı olması muhtemel bir gencin düşman kurşunlarıyla taranmasına, Tomaso Albinoni'nin Adagio in G Minör'ü eşlik eder ve trajedi tavan yapar. Bu sahnede, Anzakları cepheye süren İngilizleri unutur ve gençleri tarayan makinalı tüfeğe düşman oluruz.
İlk yerli Çanakkale filminden yaklaşık elli yıl sonra 2012'de ikinci yerli Çanakkale filmi çekildi. Sinan Çetin'in "Çanakkale Çocukları" filmi, Can Dündar'ın 1995 yapımı "Gelibolu'nun İki Yakası" ve Tolga Örnek'in 2005 yapımı "Gelibolu" belgeselinin devamı niteliğindeydi. Her iki belgesel de işgâlciler ile evini savunanlar arasında bir fark görmüyor; yaşları küçük Anzak askerlerinden bahsederken Çanakkale'de kaybettiğimiz gençlerimizden, liseli çocuklarımızdan bahsetmiyordu.
Sinan Çetin, çıtayı daha da yükselterek aşırı empati yaptı. Çanakkale'yi, sanki İngiltere ve Osmanlı, boş bir toprak parçasına sahip olmak için aynı zamanda saldırmış ve boşu boşuna kan dökülmüş gibi anlatıyordu. Çanakkale Çocukları ifadesi ise orada savaşan herkesi kapsıyordu. Filmin sonunda, Çanakkale'de ölenlerin toplam sayısı verilirken şehit ayrımı yoktu. İşgâlci ile ev sahibi arasında fark görmeyen film, gişede battı.

5