Finlandiya mı efsane biz mi

PISA, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA (Programme for International Student Assessment), OECD'nin üç yıl arayla düzenlettiği bir araştırma. On beş yaş grubu öğrencilerin kazandıkları bilgi ve becerileri değerlendiriyor. PISA projesi, zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubu öğrencilerinin ne dereceye kadar öğrendikleri değil, sâhip oldukları bu bilgi ve becerileri içinde yaşadıkları toplumda karşılaştıkları gerçek ortamlarla ilişkilendirme ve olası sorunları çözümlemede kullanabilme yeteneğini ölçüyor. Bu amaçla öğrencilere çoktan seçmeli, karmaşık çoktan seçmeli, açık uçlu ve kapalı uçlu olmak üzere farklı türleri içeren toplam 100 soru soruluyor.

Türkiye, bu projeye ilk olarak 2003 yılında katıldı. Bugüne kadar Türk öğrenciler sıralamanın sonlarında yer alırken Fin öğrenciler, sıralamanın en tepesinde yer aldı.
2025 sonuçlarına göre Türkiye puanını arttırdı. Finlandiya ise geriledi. Hâlâ Finlandiya ile aramızda 2 puan fark olmasına rağmen, "Finlandiya efsânesi bitti, Türkiye efsânesi başladı" başlıkları atılıyor.

Türkiye'nin başarısını artırmasına şaşırmıyorum. Somut bir örnekle açıklayayım. Yeni kurulan bir özel okul, son sınıfa ilk bine, olmadı beş bine girecek öğrencileri burslu almıştı. O sene Türkiye'nin en başarılı lisesi olmuştu. Peki ya sonra Elbette gerçek ortaya çıktı. Ama o sene, bu başarıyla inanılmaz bir maddî teveccüh kazandı.

Mesele, bu başarının bütün okullar için geçerli olup olmadığı. Vaktiyle Yusuf Tekin'e bir tavsiyede bulunmuştum. Tebdil-i kıyâfet meslek liselerini dolaşsın. Eğer o gece uyursa diyecek bir şeyim yok. Bu okulların önünden geçtiğimde eğitimci damarım harekete geçip, "Bu çocukların hâli ne olacak" diye gözlerimin dolduğunu bilirim. Acaba PISA'ya bu öğrenciler katılsa sıralamamız nasıl olur

Bu konuda İsmet Berkan, gâyet açıklayıcı yazılar kaleme aldı. İşin özeti, son yazısındaki son paragrafta:

"Mesele PISA değil. Mesele, bizim çocuklarımız arasındaki eğitim başarısı farklarının azaltılması. Eğitim sisteminin başarısı böyle ölçülmeli."

Şimdi allanıp pullanan PISA başarımızla birilerinin başarı puanı artarken eğitimdeki yarışı başından kaybeden öğrenciler, kaderlerine terkedilecek. Utanarak bir örnek vereceğim. Hiç bulgur eleme töreni seyrettiniz mi Elekler, kısım kısımdır. Elek inceldikçe alta geçen bulgur değersizleşir. Pilavlık değildir. Sınav sistemimiz de böyle. Çocukları, kademe kademe eliyor. En altta kalanların hiç şansı yok. İsmet Berkan'ın, benim de hep aklımdan geçen şu teklifini, dilerim MEB dikkate alır:

"LGS sonuçlarına bakın ve her yıl Türkiye'nin en kötü 500 veya 1000 ortaokulunu seçin; bu okullara özel muâmele yapın, en iyi öğretmenleri buralara göndererek o okulları en kötü okul sıralamasında yer almaktan kurtarın."
Eğitimciler bilirler. Zekâ portakal çekirdeği gibidir. Tahtanın üstüne koyarsanız öylece kalır, hattâ buruşur küçülür. Oysa toprağa ekerseniz, sularsanız, güneş görürse gelişir büyür. İşte zekâ, bu çekirdek gibi gelişen büyüyen bir şeydir. Sınav sistemi, sınavı geçenleri sürekli büyütürken geçemeyenleri geriletiyor. Nice başarılı, belki dâhi çocuklar, böyle yok olup gidiyorlar. ABD'de yapılan bir deneyi anlatayım. Belli sayıda vasat öğrenci ve bunlara ders verecek başarılı öğretmenler seçilmiş. Öğretmenlere, çok özel, çok zeki öğrencilerin seçildiği, ona göre yaklaşmaları söylenmiş. Sonuç mükemmel. Çünkü öğretmenler, çocukların potansiyelini sürekli arttıran bir performans göstermişler.

Meselenin başka bir boyutu daha var. PISA, aslında zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubu öğrencilerinin ne dereceye kadar öğrendikleri değil, sâhip oldukları bu bilgi ve becerileri içinde yaşadıkları toplumda karşılaştıkları gerçek ortamlarla ilişkilendirme ve olası sorunları çözümlemede kullanabilme yeteneğini ölçüyor.

Bir eğitimciden dinlemiştim. Türkiye'de çok iyi bir ilkokulda okuyan öğrenci, babasının işi sebebiyle bir Avrupa ülkesindeki okula geçiyor. Bir süre sonra okul idâresi, âileyi çağırıyor ve çocuklarının bir matematik dâhisi olduğunu söylüyorlar. Onlar, ilkokulda bizdeki gibi üst düzey matematik öğretmediklerinden çocuğu dâhi zannediyorlar. Mesele anlaşılıyor. Fakat sonra âile, tekrar çağrılıyor. Yetkili, çocuğun takım oyunu bilmediğini, arkadaşlarıyla paylaşım yapmadığını, kısacası asosyal olduğunu söylüyor.

İki binli yıllarda üst üste PISA da birinci olan, şimdi puanı gerileyen Finlandiya'daki eğitim sistemini biraz anlatayım. Başarısının altında yatan en önemli sebeplerin başında öğretmen yetiştirme programı geliyor. Programın sonunda, öğretmenlik için mürâcaat edenlerin yaklaşık %10 u öğretmen yetiştirme programına kabul ediliyor.