Dün gündemle ilgili bir yazıyı bitirdim. "İçimiz dışımız siyâset oldu. Yeter ya!" diye vazgeçtim göndermekten. Ver elini tabiat! Bu tür yazılar, nefes aldırıyor. Sizlerin yorumları da böyle. Siyâset, pazar keyfimizden uzak dursun biraz.
Benim için ağustos, eylül, ekim, sırasıyla böğürtlen, kızılcık, çakal eriği ve kuşburnu ayları. Aslında bunlar, kırda bayırda gezmek için bahâne. Orman, insanı boş çevirmezmiş. Dâima organik meyveler toplayarak dönerim. Ama her zaman keyifli oluyor diyemem. Yurdum insanının türlü türlü hâlleriyle karşılaşmak da var çünkü.
Böğürtlen, faydalı meyve sıralamasında en üstteymiş. Yirmili yaşlarda tanıştım ve âşık oldum. Buralarda hamuspara diyorlar.
Uzaktan baktım çalı çeper
Yanına vardım beni çeker
Elime aldım şal boyası
Ağzıma attım ballı şeker
Alev Alatlı, böğürtlen için şöyle demiş:
"İlle bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye'yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin."
Bir dalından olgun meyvesini topluyorum, diğer dalında çiçek var. Beri taraftaki kurumuş. Belki de farkında olmadan bu yüzden çok sevdim böğürtleni. Yâni Alatlı'nın fikri, bende tahassüs etmişti.
Birkaç yıl evvel böğürtlen zevkimi dinleyen son derece mütedeyyin bir hanım, "Ya haramsa" diye uyardı. "Yol kenarındaki çalının nesi haram" diye itiraz ettim. "Çalı deyip geçmemeli!" dedi. Bu hanım, özel hayâtında da iş hayâtında da helâle harama çok dikkat ediyor. Hoca, "Allahuekber" deyince namaza hazırlanıyor. Fakat sıra siyâsete gelince akan sular duruyor. Helâl haram diye bir derdi yok. İktidara oy vermeyenleri nankörlükle suçladığında, "Yaşasın nankörlük!" diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Oralı olmadım ama yine de huzursuz oldum. Bir arâzinin kenarından böğürtlen toplarken sâhibine sordum. Adamın garibine gitti. İlk defa böyle bir soruyla karşılaştığı belliydi.
"Böğürtlenin haramı helâli olur mu Allahın çalısı bu! Sormanıza gerek yok. Helâl olsun! Buralarda kimseye sormanıza da gerek yok." dedi. Vizeyi alınca keyfim yerine geldi.
Geçen ay bir orman köyünde yol kenarındaki böğürtlene uzandım. Çitin diğer tarafındaki adam seslendi:
"Ne yapıyorsun"
"Böğürtlen topluyorum."
"İzin aldın mı"
"Kimden alacağım Burası yol kenarı."
"Benden alacaksın."
"İyi de yol kenarında. Sizin bahçenizde değil."
"O yolun yarısı benim."
Anladım hemen. İstimlâki kabullenemeyen bir yurdum insanı daha. Böyle biriyle Yuvacık Barajı yolunda karşılaşmıştım. Yol istimlâk olmuş. Bir yanı devlet arâzisi, diğer yanı şahıs. Devlet tarafındaki bir ağaçtan meyve koparırken karşıma çıkan yaşlı bir adamın beden dilinden işkillenince, "Burası devlet arâzisi değil mi" demiştim. Yolun ortasına dikilip küfretmeye başlamıştı.
"Burası devlet arâzisi diyenin, istimlâk oldu diyenin..."

2