"Aldı Nemçe bizim nazlı Budin'i"

Bu sene Mohaç Zaferi'nin 500. yıldönümü. Osmanlı Devleti, 1526 Mohaç Meydan Savaşı'ndan sonra Macaristan topraklarının büyük kısmını ele geçirdi. Başkent Budin'i, genç bir kız gibi nazladı. Budin de Osmanlı'ya naz yaptı. Şehir, adaletin ve barışın diyarı oldu.

Rivayete göre Osmanlı, Macar krallarının oturduğu saraya Kızıl Elma Sarayı adını verdi ve halkın ziyaretine açtı. Saray, Budin'e uğradığında Kanunî'ye ev sahipliği yaptı. Kanunî'nin, sarayın duvarına kendi el yazısıyla şu beyiti yazdığı söylenir:

"Gâziler meskenidir beyim bunda gayr olmaz Burda zulmeyleyenin âkıbeti hayr olmaz"
Caaanım Muhibbî, beyitin altına, şu hadis-i şerifi de kazımış:
"Bir saatlik adalet, yetmiş yıllık ibâadetten iyidir"

Avusturya kralları, Osmanlının adil yönetimi altında bir buçuk asır huzur içinde yaşayan Budin'den, hiç vazgeçmediler. Geriye almak için bir çok teşebbüste bulundular. Nihayet 1686'da ele geçirdiklerinde bu nazlı şehri çok incittiler. "Aldı Nemçe bizim nazlı Budin'i" ağıtı, bu incinmenin hatırasıdır.

Bu tarihî bilgiyi verdikten sonra günümüze gelelim. Macaristan'da 12 Nisan 2026'da yapılan seçimi, neredeyse Macarlar kadar heyecanla bekledik. 16 yıldır iktidarda olan Viktor Orban, seçimi kaybetti.

Konuyla ilgili 13 Nisan 2026'da Refrattario e controcorrente'de Fabrizio Burattini tarafından kaleme alınan makalede (çevirisi biamagcumartesi'de mevcut) şöyle diyor:

"Orban'ın yenilgisinin aynı zamanda Donald Trump, Benjamin Netanyahu, Giorgia Meloni, Matteo Salvini, Marine Le Pen, AfD, Javier Milei ve onların tüm neo-faşist çevresi için de ağır bir yenilgi olmasıdır. Bu satırların yazıldığı sırada, Macar müttefiklerini açıkça ve oybirliğiyle desteklemiş olan küresel aşırı sağın neredeyse tamamen sessizliğe bürünmesi tesadüf değildir."
Bu sessizlik, bizim ülkemizde de oldu. İktidar kanadı, birkaç gün tuhaf bir sessizliğe büründü.
Makaleye dönelim.

"Macaristan'da onlarca yıldır kurulu olan (ve elbette sadece bu ülkeyle sınırlı olmayan) yağmacı kapitalizme alternatif bir perspektif sunan -ister temkinli bir sol, ister daha radikal bir yaklaşım olsun- her seçenek, tamamen oyun dışı kalmıştır. Bugün tüm ilerici ve demokrat Macarlar (ve biz de onlarla birlikte), bir yarı-faşisti yenmiş olduğu için bir ultra-muhafazakârın zaferine sevinmek zorunda kalıyor.
Bu durum, varsayımsal olarak, Marina Berlusconi ve Antonio Tajani'nin partisinin, Giorgia Meloni'ye karşı çıkmaları durumunda olası bir zaferine sevinmek zorunda kalmamıza benziyor... Bu gerçekten de zamanın ruhunu ve solun içinde bulunduğu felâketi gösteriyor."

Bu zorunlu sevinç, bizim ülkemizde de oldu. Muhalefet, Orban'ın kaybetmesine sevindi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 2 günlük sessizlikten sonra bu sevinci şöyle eleştirdi: