Kuralar çekildiğinde, "Biz bu gruptan birinci çıkarız, olmadı ikincilik kesin" havasındaydık. Oysa Dünya Kupası'na giderken kötü futbol oynayarak ve şansın yardımıyla gitmiştik.
Bunu hepimiz görmemize rağmen, "Kazanan haklıdır" diyerek sustuk. Basın olarak bu 'Çiçek-böcek' atmosferine çanak tuttuk. Yanlış yaptık.
Oysa bu felaketin işaretleri baştan beri vardı. İspanya dışında dişli rakibin olmadığı eleme grubunda ikinci olduk, play-off'tan geldik. Geldik ama nasıl geldik
Romanya, Kosova maçlarını bir hatırlayın. Özellikle Romanya, Avustralya ve Paraguay'ın sistemiyle oynadı. Deplasmanda olmasına rağmen kontralardan çok net 3 fırsat yakaladı, ofsayttan bir de gol attı.
Ferdi'nin olmazı oldurduğu pozisyondaki golüyle tur atladık. Demem o ki, Romanya'nın Avustralya ve Paraguay kadar yetenekli oyuncuları olsaydı biz buralara da gelemezdik.
Kosova maçında ise rakibin evinde olması ve kazanmayı düşünen felsefesi işimizi kolaylaştırdı ama orada da şans yanımızdaydı. Fakat o maçlardan sonra sevgili hocamız Montella, "Şans yanımızdaydı. Kader bizden yanaydı" demedi.
Sonra hazırlık maçlarına geldik. Montella'dan o maçlarda ideal 11'ini sahaya sürüp, Dünya Kupası'nın bir taktik provasını yapmasını bekliyorduk. Peki o ne yaptı! Kadroya almayacağı ya da ilk 11'e koymayacağı futbolcuları oynattı.

15