Tanrı'nın elinden Tanrı'nın lanetine!

Maradona 1986'da İ­ngiltere'ye eliyle attığı golle kupayı Arjantin'e getirmişti. Tabii o zaman VAR yoktu. Hakemin görmediği ve verdiği bu gol sonrası Maradona, o meşhur sözü söylemişti. "Tanrı'nın eli" sözüyle Maradona, güçlülere karşı haklıların savaşında Tanrı'nın kendi saflarında yer aldığı mesajını çok ironik bir şekilde vermişti.

O kupa Maradona'yı, Arjantin halkının gözünde ilahlaştırmış, dünya da bu haksız galibiyete sempatiyle bakmıştı. İ­şte bu hadisenin üzerinden 40 yıl geçti. Bu kez sahnede Arjantin'in bir başka 10 numarası Messi vardı.

O da ilk ve tek Dünya Kupası'nı ilk kez bir Müslüman ülkede organize edilen finallerde, Katar'da kaldırmıştı. Futbol oynadığı ABD'de ikinci kez aynı başarıyı yakalamak ve Maradona'nın pabucunu tartışmasız şekilde dama atmak için sahadaydı.

Bu kez Filistin soykırımına karşı sessiz kalmayı tercih eden Messi'nin karşısında, Filistin bayrağını dalgalandıran Lamina Yamal vardı. O yüzden ­slam dünyasının çoğunluğu ve 'İyi enerji' Yamal'ın yanındaydı.

Yine de Messi'ye olan vefayı ve geçmişten gelen duyguları bir kenara atmak zordu. 'Kötü enerji' hangi safta yer alacağını netleştirememişti.

Ancak maçtan önce Arjantin Büyükelçisi'nin bir soykırımcı, çocuk katili Netanyahu'ya Arjantin forması hediye etmesi duyguları keskinleştirdi.

İ­srail Başbakanı'nın, "Arjantin'i destekliyorum. "Vamos Argentina!" (Haydi Arjantin) şeklindeki sözleri işin tuzu-biberi oldu. Maç bir anda "‑yilerle-kötülerin" savaşına dönüştü. Ve Yeşilçam klasiği gibi bir son artık kaçınılmazdı. Öyle de oldu...