Efsunlu İstanbul...

Her bir İngiliz ve Alman dün 'İstanbul'u dinliyordu' ama gözlerini kırpmadan, can kulağıyla... Bir sezonun emeğini taçlandırma zamanı...

Elbette kolay değil. Böyle maçlar sadece teknik taktikle kazanılmaz... Üstat Necip Fazıl'ın dizelerindeki gibi, "Ruhunu kondurmak" gerekir Dolmabahçe'nin çimlerine.

Zira alışkındır o çimler ruhunu koyanların zaferlerine... 'Tepeden' sahadaki oyuncularına bakanlar, onlardan "Efsunlu güzellikler" yaratmasını bekliyorlardı Yahya Kemal misali...

'En hoş ve uzun rüyayı' yaşamak için... İlk yarıyı 2-0 önde kapatan Aston Villa o rüyaya çoktan dalmıştı bile... Oysa çocukluğumuzun idollerinden İngiliz Gary Lineker "Futbol basit bir oyundur; 22 kişi 90 dakika boyunca topun peşinden koşar ve sonunda her zaman Almanlar kazanır" demişti bir zamanlar!

Artık devir çok değişti... "UEFA Avrupa Ligi finalleri 22 kişiyle oynanan ve sonunda Unai Emery'nin kazandığı" bir gelenek haline gelmişti. Müthiş bir başarı, 6 finalde 5 şampiyonluk. Üstelik Emery bu şampiyonlukları 3 farklı takımda kazandı.

Yani 3 farklı kulüpte bu başarıya ulaşacak bir mimariye imza atmak kolay değil. "Tesadüf!' hiç değil. Sahada dengesiz ama keyifli bir mücadele var. Fakat izlerken bir yanımız buruk. Aston Villa ile 1-1 berabere kalan Fenerbahçe neden bu finalde yok diye içlenmiyor değiliz!

Biz nerede yanlış yapıyoruz diye de sormadan edemiyoruz. Elbette bu soruların birçok cevabı var. Ancak eminim rekabeti birbirimizi aşağıya çekmek için değil, geçmek için yaptığımızda biz de buralarda olacağız. Bu İngilizler'in İstanbul'da kaldırdığı 4'üncü kupa.